Hızlı erişimTüm Makaleler84 yazı
Yazılara dön
Kuran TefekkürleriTürkçe

[58:19] Şeytanın Tarafı Neresi? Şeytanın Taraftarları Kimlerdir?

Kuran 58:19 ile 58:22 merkezinde Şeytanın tarafı, TANRI'nın tarafı, unutma, takip, aldatma, sahte otorite, insanın seçimi, adalet ve kurtuluş üzerine 19 bölümlük derin bir tefekkür.

Yayın tarihi: 60 dk okuma
[58:19] Şeytanın Tarafı Neresi? Şeytanın Taraftarları Kimlerdir?

[58:19] Şeytanın Tarafı Neresi? Şeytanın Taraftarları Kimlerdir?

Yazar: Berk KÖKSAL
Tarih: 02.11.2026
Yer: Mersin

Makalenin temel amacı, 58:19 ayetini diğer ilgili ayetlerle birlikte düşünmek; TANRI’nın birliğine şahitliğin bilgi, adalet, doğru sözlülük ve teslimiyet bakımından insanın hangi tarafta durduğuna nasıl yansıdığını araştırmaktır. Şeytanın taraftarlığını başkalarını kolayca suçlayan bir etikete değil, insanın hangi çağrıyı kabul ettiğini sorgulayan ciddi bir tefekküre dönüştürmek istiyorum.

Esenlikler. Esenlik üzerinize olsun.

İnsan bir tarafta olduğunu nasıl anlar? Kullandığı isimden, arkadaş çevresinden, savunduğu topluluktan mı? Yoksa kimsenin görmediği anlarda verdiği kararlardan mı? “Şeytanın tarafı” ifadesini ilk kez gerçekten düşünerek okuduğumda, zihnimde bir harita belirmedi. Tersine, insanın içinde sessizce değişebilen bir yön belirdi. Çünkü bir kimse TANRI’ya inandığını söyleyebilir; ama kendi çıkarını korumak için hakikati göz ardı ettiği anda hangi sesi dinlediğini yeniden sormak zorundadır.

Önceki Şeytanın Adımları yazımda sapmanın küçük tercihlerle başlayıp başlayamayacağını sorgulamıştım. TANRI’yı Unutmak, Kendini Unutmak tefekküründe ise hatırlamanın yalnız zihinsel bir faaliyet olmayabileceğini düşünmüştüm. Bu iki soru 58:19’da birbirine yaklaşıyor: Bir tarafta şeytanın etkisi, diğer tarafta TANRI’nın mesajının unutulması. Acaba insanın en büyük kaybı, karşısındaki düşmanı tanıyamaması mı; yoksa kendi yönünü kaybettiğini fark etmemesi mi?

Bu yazıyı başkalarının isimlerini belirlemek için değil, önce kendi yönümü denetlemek için yazıyorum. Çünkü hüküm TANRI’ya aittir; bana düşen, O’nun sözünü ciddiye almak, bilmediğimi bilmek ve seçimlerimin sorumluluğundan kaçmamaktır.

Özet

58:19

ٱسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَأَنسَىٰهُمْ ذِكْرَ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱلشَّيْطَٰنِ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱلشَّيْطَٰنِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

The devil has possessed them, and has caused them to disregard GOD’s message. These are the party of the devil. Absolutely, the party of the devil are the losers.

Şeytan onları ele geçirdi ve TANRI’nın mesajını göz ardı etmelerine yol açtı. Bunlar şeytanın tarafıdır. Kesinlikle şeytanın tarafı kaybedenlerdir.

Kaynak: kuranteyit.com

58:22 — TANRI’ya ve Son Gün’e inanan insanları, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlere arkadaşlık ederken bulamayacaksın, hatta onlar kendilerinin ebeveynleri veya evlatları veya kardeşleri veya aşiretleri olsalar bile. Bunlar için, O, kalplerinin içine imanı karara bağlar ve O’ndan gelen ilham ile destekler ve onları içinde sonsuza kadar kalacakları, akan nehirler bulunan bahçelere kabul eder. TANRI onlardan hoşnuttur ve onlar da O’ndan hoşnuttur. Bunlar TANRI’nın tarafıdır. Muhakkak ki TANRI’nın tarafı kazananlardır.

35:6 — Şeytan sizin düşmanınızdır; bu nedenle ona düşman gibi davranın. O sadece kendi tarafını Cehennem sakinleri olmaya davet eder.

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

34:21 — Onların üzerinde hiçbir zaman herhangi bir gücü olmadı. Ancak biz böylece Ahirete inananları, onun hakkında şüphe duyanlardan ayırırız.* Senin Rabbin her şeyde tam kontrol durumundadır.

36:60 — Ey Âdemoğulları, şeytana tapmayacaksınız diye sizinle antlaşma yapmadım mı? Sizin en azılı düşmanınız odur diye?

36:61 — Ve yalnızca Bana tapın diye? Doğru yol budur.

1. Şeytanın Tarafı: Önce Mesajın Unutulması

Ayet

58:19

ٱسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَأَنسَىٰهُمْ ذِكْرَ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱلشَّيْطَٰنِ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱلشَّيْطَٰنِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

The devil has possessed them, and has caused them to disregard GOD’s message. These are the party of the devil. Absolutely, the party of the devil are the losers.

Şeytan onları ele geçirdi ve TANRI’nın mesajını göz ardı etmelerine yol açtı. Bunlar şeytanın tarafıdır. Kesinlikle şeytanın tarafı kaybedenlerdir.

Kaynak: kuranteyit.com

58:14 — TANRI’nın kızgın olduğu insanları dost edinenlere dikkat ettin mi? Onlar ne sizdendir, ne de onlardandır. Onlar bilerek yalan yere yemin ederler!

58:16 — Onlar yeminlerini, TANRI’nın yolundan uzaklaştırmanın bir aracı olarak kullandılar. Sonuç olarak, utanç verici bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.

58:18 — TANRI’nın onların hepsini dirilteceği o gün gelecek. Şu an size nasıl yemin ediyorlarsa, gerçekten doğru olduklarını sanarak o zaman da O’na yemin edecekler! Doğrusu, onlar gerçek yalancıdır.

Ayetin Tefekkürü

58:19’un hemen öncesindeki ayetleri de görmezden gelemem. 58:14, TANRI’nın kızgın olduğu insanlarla kurulan bağlılığı ve bilerek edilen yalan yeminleri; 58:16, yeminlerin TANRI’nın yolundan uzaklaştırma aracı haline getirilmesini; 58:18 ise hesap gününde bile gerçeğe aykırı yeminlerin sürmesini anlatıyor. Demek ki “Şeytanın tarafı” ifadesi metinde boşlukta duran bir suçlama değil. Ondan önce, hakikati bilerek örten sözler ve insanları yoldan uzaklaştıran eylemler var.

58:19’da birbiriyle bağlantılı üç durum görüyorum: Şeytanın insan üzerindeki etkisi, TANRI’nın mesajının göz ardı edilmesi ve bunun sonunda “şeytanın tarafı” diye tanımlanan durum. Ayet bir grubun üniformasını, yaşadığı şehri veya toplumsal unvanını vermiyor. İnsanın iç dünyasındaki yön kaybıyla ilgili bir sonuç bildiriyor. Bu yüzden “Neresi?” sorusuna önce bir yer adı değil, hangi mesajın hayatımda belirleyici olduğu sorusuyla cevap arıyorum.

Buradaki unutmayı, insanın bir ayeti hafızasından geçici olarak çıkarıp çıkaramamasıyla sınırlı düşünemiyorum. Mesajı bilmesine rağmen hayatında dikkate almamak da üzerinde durulması gereken bir ihtimal. Hakikati duyup karar anında ona sırt çevirmek, söz ile yaşayış arasında mesafe açabilir. Fakat ayetteki ağır hükmü her dalgınlık veya her hata için otomatik olarak kullanamam. Metnin uyardığı durumun ciddiyetini korurken, bir insanın nihai durumunu bildiğimi ileri süremem.

En ürpertici ihtimal şu: Şeytanın tarafında olan biri kendini hiç de o tarafta görmeyebilir. Hatta hayatındaki bazı düzgün davranışlara dayanarak yönünün doğru olduğundan emin olabilir. Öyleyse başkasını teşhis etmeden önce kendi bahanemi incelemem gerekiyor: TANRI’nın mesajı çıkarımla çatıştığında hangisinden vazgeçiyorum?

Ayet referansları: 58:14, 58:16, 58:18-19.

2. Karşı Tarafta Kim Var? 58:22’nin Aynası

Ayet

58:22 — TANRI’ya ve Son Gün’e inanan insanları, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlere arkadaşlık ederken bulamayacaksın, hatta onlar kendilerinin ebeveynleri veya evlatları veya kardeşleri veya aşiretleri olsalar bile. Bunlar için, O, kalplerinin içine imanı karara bağlar ve O’ndan gelen ilham ile destekler ve onları içinde sonsuza kadar kalacakları, akan nehirler bulunan bahçelere kabul eder. TANRI onlardan hoşnuttur ve onlar da O’ndan hoşnuttur. Bunlar TANRI’nın tarafıdır. Muhakkak ki TANRI’nın tarafı kazananlardır.

Ayetin Tefekkürü

Aynı surenin 22. ayeti yalnızca Şeytanın tarafının karşısına başka bir isim koymuyor. TANRI’ya ve Son Gün’e inançtan, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlerle kurulan bağlılığın sınırından, kalbe yerleşen imandan ve TANRI’nın hoşnutluğundan söz ediyor. 58:19’daki kayıp ile 58:22’deki kazanç arasındaki farkı düşündüğümde, merkezde iki ayrı logo değil, iki ayrı sadakat görüyorum.

Ayetin aile bağlarına kadar uzanan ifadesi insanı zorlayabilir. Fakat buradan anne babaya hürmetsizlik, çocuklara zulüm veya akrabalarla keyfi düşmanlık için izin çıkaramam. Ayetin bahsettiği şey, TANRI’ya ve elçisine muhalefeti yakınlık uğruna benimsememekle ilgilidir. Kişiyi sevmek, onun her kararını doğrulamak değildir. Aileye karşı adalet ve iyilik sorumluluğu ile hakikate bağlılık birbirine düşman olmak zorunda değildir.

İşte burada önemli bir tehlike doğuyor: İnsan “Ben TANRI’nın tarafındayım” sözünü kendisine verilmiş dokunulmazlık sayabilir. Oysa 58:22’deki tasvir, benim kendime verdiğim bir sertifika değil; TANRI’nın bildirdiği bir ölçü. Başkalarına yukarıdan bakmak için değil, kendimi daha dikkatli sınamak için okumalıyım.

Ayet referansları: 58:19, 58:22.

3. Şeytanın Tarafı Bir Coğrafya mı, Bir Çağrı mı?

Ayet

35:6 — Şeytan sizin düşmanınızdır; bu nedenle ona düşman gibi davranın. O sadece kendi tarafını Cehennem sakinleri olmaya davet eder.

4:76 — İnananlar TANRI uğrunda savaşıyor, oysa inkâr edenler zorbalık uğrunda savaşıyor. Bu nedenle şeytanın müttefikleriyle savaşın; şeytanın gücü hiçtir.

Ayetin Tefekkürü

35:6 beni sorunun özüne yaklaştırıyor. Şeytan düşman olarak tanıtılıyor ve kendi tarafını bir sona çağırdığı bildiriliyor. Çağrı varsa, davet eden ve bu davet karşısında karar veren arasında bir ilişki de var demektir. Demek ki Şeytanın tarafını haritada aramak yeterli değil; onun insanı hangi hedefe ve hangi davranışlara çağırdığını anlamak gerekiyor. Ayetin verdiği nihai yön, dünyadaki bir sınır kapısından çok daha ağır.

4:76’da şeytanın müttefikleri ifadesi zulümle bağlantılı bir çatışma bağlamında yer alıyor. Buradan, hoşlanmadığım herkese savaş açma yetkisi çıkaramam. Ayetin bağlamındaki mücadeleyi, günlük hayattaki görüş ayrılıklarına keyfi biçimde taşımak hem metnin kapsamını aşar hem de adaleti zedeler. Benim için buradaki ahlaki soru, hangi haksızlığın yanında durduğum ve hangi haksızlığa karşı çıktığım.

Bir insan kalabalık bir meydanda TANRI’nın adını anabilir, ama çıkarı için zalimliği savunabilir. Bir başkası sessizce doğruluğa bağlı kalabilir. Bu iki kişinin TANRI katındaki yerini belirleme yetkim yok. Yine de seçtiğimiz tarafın yalnız kimliğimizle değil, desteklediğimiz işlerle ilgili olduğunu söylemeye ayetler izin veriyor. Şeytanın çağrısına karşı düşmanlık, insanlara rastgele düşmanlık etmekle eşit değildir.

Ayet referansları: 35:6, 4:76; karşılaştırma için 58:19.

4. Şeytanı Efendi Edinmek: Düşmanı Rehber Seçmek

Ayet

18:50 — Biz meleklere, “Âdem’in önünde secdeye kapanın” dedik. Onlar secdeye kapandılar, Şeytan hariç. O bir cin oldu, zira Rabbinin emrine itaatsizlik etti.* Sizin düşmanlarınız olduğu hâlde, Benim yerime onu ve soyunu mu efendiler olarak seçeceksiniz? Ne sefil bir ikame!

7:27 — Ey Âdemoğulları, şeytanın, ebeveynlerinizin Cennetten çıkarılmasına ve elbiselerinin soyularak bedenlerinin açığa çıkmasına sebep olduğunda yaptığı gibi sizi de kandırmasına izin vermeyin. O ve soyu sizi görür, oysa siz onları görmezsiniz. Şeytanları, inanmayanların yoldaşları olarak atadık.

Ayetin Tefekkürü

18:50’deki soru bana oldukça açık bir tersliği gösteriyor: Düşman diye tanımlanan bir varlığı TANRI’nın yerine efendi edinmek. Bunun tek biçiminin bilinçli şekilde “Ben Şeytana tapıyorum” demek olduğunu varsaymak istemiyorum. İnsan yaptığı tercihin adını böyle koymasa da karşısına çıkan bir otoriteyi sorgusuz izleyebilir. Ayetin doğrudan söylediği, Şeytan ve soyu hakkında bir uyarı; buradan herkesin gizli niyetini çözdüğüm iddiasına geçemem.

7:27 ise insanın görmediği etkiler karşısında dikkatsiz kalmamasını istiyor. Fakat görünmeyen tehlike fikrini sınırsız korkuya dönüştürmek de mümkün. Her aksiliği Şeytana bağlamak, insanın kendi yanlışını sahiplenmesini engelleyebilir. Bana daha doğru görünen yol, ayetin uyardığı kandırılma ihtimalini ciddiye almak; buna karşılık somut olaylarda delili, adaleti ve kendi sorumluluğumu bırakmamak.

Bir düşmanla mücadele ederken insanın onun yöntemlerini benimsemesi de başlı başına bir tehlike. Aldatmaya aldatmayla, haksızlığa başka bir haksızlıkla karşılık verirsem neyi korumuş olurum? 18:50’nin efendi edinme uyarısı, yalnız dışarıdaki varlığa değil, onun çağrısını hayatımda kimin temsil ettiğine bakmamı gerektiriyor.

Ayet referansları: 18:50, 7:27.

5. Şeytanın İtirafı: Davet Ettim, Siz Kabul Ettiniz

Ayet

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

34:21 — Onların üzerinde hiçbir zaman herhangi bir gücü olmadı. Ancak biz böylece Ahirete inananları, onun hakkında şüphe duyanlardan ayırırız.* Senin Rabbin her şeyde tam kontrol durumundadır.

Ayetin Tefekkürü

14:22’yi okurken Şeytanın sonunda insanı savunacak bir lider olarak konuşmadığını görüyorum. Vaatle çağırıyor, ardından vaadini bozduğunu ve davetine uyulmuş olduğunu söylüyor. Üstelik kendi takipçilerine yardım edemediğini de bildiriyor. Burada büyük bir ahlaki çöküş var: İnsan hayatını verdiği bir çağrının karşılığında, hesap günü yalnız bırakılıyor.

34:21 de Şeytanın gücünün sınırı üzerinde duruyor. Bu iki ayet, Şeytanın etkisini küçümsememe rağmen bütün sorumluluğu ona yüklemememi gerektiriyor. İnsan ayartılabilir, korkutulabilir, kendi arzularına uygun sözlerle karşılaşabilir; fakat “Bunu bana o yaptırdı” diyerek bütün seçimini başkasına devretmek ayetlerdeki muhasebeyle uyuşmuyor.

“Kukla” benzetmesi bazen insanın nasıl yönlendirildiğini anlatmak için güçlü olabilir. Fakat iplerin tamamının Şeytanın elinde olduğunu söylemek, 14:22’nin insanın kabulüne yaptığı vurguyu zayıflatır. Bana göre daha sarsıcı olan, insanın özgür olduğunu iddia ettiği halde kendi iradesini yavaş yavaş yanlış çağrılara teslim etmesidir. Şeytanın taraftarlığı, insanın sorumluluğunu ortadan kaldıran bir mazeret değildir.

Ayet referansları: 14:22, 34:21.

6. Peşinden Gidenler: Takip Etmek de Bir Tercihtir

Ayet

34:20 — Şeytan onları, onun beklentilerini kolayca yerine getirirken buldu. Birkaç inanan hariç, onu takip ettiler.

34:21 — Onların üzerinde hiçbir zaman herhangi bir gücü olmadı. Ancak biz böylece Ahirete inananları, onun hakkında şüphe duyanlardan ayırırız.* Senin Rabbin her şeyde tam kontrol durumundadır.

7:30 — O bazısına rehberlik etti, oysa diğerleri sapmaya bırakıldı. Onlar TANRI’nın yerine şeytanları sahipleri olarak benimsemişlerdir, yine de rehberlik edildiklerine inanırlar.

Ayetin Tefekkürü

34:20-21’de takip etme ile güç sahibi olma arasındaki fark dikkatimi çekiyor. Şeytanın beklentilerine uyan insanlar var, ama ayet aynı zamanda onun üzerlerinde bağımsız bir gücü olmadığını bildiriyor. Bu, kendimi bir kurban olarak görüp bütün hesabı terk etmeme engel oluyor. Bir yönlendirme ancak insanın hayatında karşılık bulduğunda başka bir boyut kazanıyor.

7:30 ise meseleyi daha da zorlaştırıyor. Şeytanları sahip edinmiş insanların yine de rehberlik edildiklerine inandıkları anlatılıyor. Yani yanlış yolda olmak ile yanlış yolda olduğunun farkında olmak aynı şey değil. İnsan kendisini iyi niyetli, bilgili ve haklı sanarak da yanılabilir. O halde emin olma hissim tek başına delil değil.

Burada aklıma dini liderler, güçlü kişiler ve kalabalıkların etkisi geliyor. Bir kişi başkalarını peşinden sürükleyebilir; fakat kendisi de bir başka çağrının takipçisi olabilir. Yine de bu ihtimali belirli insanlara kesin unvan dağıtmak için kullanamam. Ölçüm, insanların kim olduğu hakkında sezgilerim değil; sözlerinin, davranışlarının ve ileri sürdükleri otoritenin TANRI’nın mesajıyla ilişkisi olmalı.

Ayet referansları: 34:20-21, 7:30.

7. Unutmak: Bir Taraftan Diğerine Açılan Kapı

Ayet

58:19 — Şeytan onları ele geçirdi ve TANRI’nın mesajını göz ardı etmelerine yol açtı. Bunlar şeytanın tarafıdır. Kesinlikle şeytanın tarafı kaybedenlerdir.

59:19 — TANRI’yı unutanlar gibi olmayın; bunun üzerine O da onlara kendilerini unutturdu. İşte bunlar kötülerdir.

Ayetin Tefekkürü

58:19 ile 59:19’u yan yana okuyunca unutmanın yalnız bilgi eksikliği olmadığını düşünüyorum. İlkinde TANRI’nın mesajının göz ardı edilmesi, ikincisinde TANRI’yı unutanların kendilerini de unutmaları söz konusu. Kendi hayatını kaybeden bir insanı düşünür gibi oluyorum: Neyi kazanmak için yaşadığını bilen, fakat neye dönüşmekte olduğunu fark etmeyen bir insanı.

İnsan uzun süre haksızlığı savunursa zamanla bunu olağan görebilir. Önce susar, sonra gerekçe bulur, sonunda karşı çıkana kızar. Bu örnekler ayetin birebir saydığı aşamalar değildir; benim kendi hayatımda sınamak istediğim ihtimaller. Yine de 58:19’daki mesajın göz ardı edilmesiyle 59:19’daki benliği unutma arasında kurulan düşünsel bağ, ciddi bir uyarı taşıyor.

Bir konuda güçlü bir fikir sahibi olmam, TANRI’yı hatırladığıma delil değil. Başkasına öğüt verirken kendi haksızlığımı göremeyebilirim. Bu yüzden hatırlamak, yalnız söylemek veya tekrar etmek kadar doğruyu karar anında dikkate almak anlamına da gelmeli diye düşünüyorum. Kendimi bu ölçüyle sınamadığımda, “Şeytanın tarafı kim?” sorusu kolayca bir başkasının aleyhine söylenen söze dönüşüyor.

Ayet referansları: 58:19, 59:19.

8. Bir Anda mı Geçilir? Şeytanın Adımları

Ayet

2:208 — Ey inananlar, tam teslimiyeti benimseyin; Şeytan’ın adımlarını takip etmeyin, zira o sizin en azılı düşmanınızdır.

24:21 — Ey inananlar, Şeytan’ın izinden gitmeyin. Şeytan’ın izinden giden herkes, şunu bilmelidir ki o kötülüğü ve ahlâksızlığı savunur. Eğer TANRI’nın size yönelik lütfu ve merhameti olmasaydı, hiçbiriniz arındırılmış olmazdı. Ancak TANRI, irade ettiği kimseyi arındırır. TANRI İşitendir, Bilendir.

2:169 — O size sadece kötülük ve ahlâksızlık yapmayı ve TANRI hakkında bilmediğiniz şeyler söylemeyi emreder.

Ayetin Tefekkürü

Ayetlerdeki “adımlar” ifadesi üzerinde uzun süre durmaya değer. İnsan her zaman açıkça kötü bir hedef seçerek başlamayabilir. Bazen küçük bir kolaycılığı haklı görür; ardından ona benzeyen başka bir şeyi normal sayar. Yalan bir dostu korumak için, haksızlık bir topluluğu savunmak için, bilgisizce konuşmak da güçlü görünmek için kabul edilebilir hale gelebilir. Bunlar üzerinde düşündüğüm günlük örnekler; ayetlerin belirlediği sabit bir aşama listesi değil.

2:208, tam teslimiyete çağırırken Şeytanın adımlarını takip etmeyi reddediyor. 24:21 ise kötülük ve ahlaksızlık yönündeki çağrıyı gösteriyor. 2:169, bir de TANRI hakkında bilinmeyen şeyleri söyleme tehlikesini ekliyor. Bu son nokta beni özellikle düşündürüyor: İnsan TANRI adına konuştuğunda, yanlış sözünün ağırlığı da büyüyor. Kendi düşüncemi ayetmiş gibi sunarsam başkalarını yanlış bir güvene sürükleyebilirim.

Bu nedenle Şeytanın taraftarlığına karşı ilk savunmalardan biri, küçük görünen yanlışlarda da dürüst kalabilmek. Aynı zamanda hata yaptığında dönme imkanını düşünmek. Bir insanın bir yanlış adımı, onun bütün geleceği hakkında kesin hüküm vermeme yetmez. Fakat o adımı önemsiz görmem de beni daha büyük bir yanlışa hazırlayabilir.

Ayet referansları: 2:208, 24:21, 2:169.

9. Kötülük Güzelleşirse, İnsan Neye İnanır?

Ayet

16:63 — TANRI’ya ant olsun, biz senden önceki topluluklara da (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onların işlerini gözlerinde süsledi. Sonuç olarak, onların efendisi artık odur ve onlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.

35:8 — Kötü işi, doğru olduğunu sanıncaya kadar gözlerinde süslenen kişiye dikkat et. TANRI böylece, (yoldan çıkmayı) irade edeni yanlış yola saptırır, (rehberlik edilmeyi) irade edene de rehberlik eder. Bu yüzden, onlara üzülme. TANRI yaptıkları her şeyin tamamen farkındadır.

Ayetin Tefekkürü

Kötülüğün güzel görünmesi beni açık düşmanlıktan daha çok endişelendiriyor. Çünkü açık bir kötülüğü reddetmek nispeten kolay olabilir; insan kendisine iyi diye anlatılan bir yanlışı ise savunmaya başlayabilir. 16:63 ile 35:8 birlikte okunduğunda, işlerin gözde süslenmesi ve yanlışın doğru sanılması ihtimalinin ciddiyeti ortaya çıkıyor.

Bazen bir insan başarısıyla, çevresinin alkışıyla veya sahip olduğu güçle kendini doğrulayabilir. Fakat beğenilmekle doğru olmak aynı şey değil. Bir işin etkili olması, onun adil olduğunu kanıtlamaz. Özellikle dini meselelerde birinin çok sayıda takipçiye sahip olması, sözlerinin TANRI’dan yetki aldığı anlamına gelmez. Bu düşünceyi bir kişiyi mahkum etmek için değil, kendimi kolayca etkileyen dış ölçüleri sorgulamak için kullanıyorum.

En güç soru belki de şu: Yanlışım gözümde güzel görünüyorsa, beni kim uyarabilecek? Bu sorunun cevabı körü körüne yeni bir lider aramak olamaz. Mesajı okumalı, bilgiye dayanmalı, adaleti dinlemeli, eleştiriye kapalı kalmamalıyım. Yanılabileceğimi kabul etmek, bence burada bir zayıflık değil, korunma ihtimalidir.

Ayet referansları: 16:63, 35:8.

10. Vaatler, Ayartma ve Sahte Kazanç

Ayet

4:118 — TANRI onu kınadı ve o dedi ki: “Ben mutlaka Sana tapanlardan belirli bir payı safıma katacağım.*

4:119 — “Ben onları saptıracağım, onları ayartacağım, onlara çiftlik hayvanlarının kulaklarını işaretleyerek (belirli etleri yemeyi yasaklamalarını) ve TANRI’nın yaratışını tahrif etmelerini emredeceğim.” Kim TANRI yerine şeytanı bir efendi olarak kabul ederse, esaslı bir kaybı üzerine çekmiştir.

4:120 — O onlara vaatte bulunur ve onları ayartır; şeytanın vadettiği şey bir illüzyondan fazlası değildir.

17:64 — “Onları sesinle ayartabilir, bütün güçlerini ve bütün adamlarını onlara karşı harekete geçirebilir, onların paralarına ve evlatlarına ortak olabilir ve onlara vaatte bulunabilirsin. Şeytanın vadettiği bir şey bir illüzyondan fazlası değildir.

Ayetin Tefekkürü

Şeytanın vaatleriyle ilgili ayetleri okurken tek bir sözcük üzerinde duruyorum: beklenti. İnsan gelecekte alacağını sandığı bir karşılık uğruna bugün bildiği doğruyu terk edebilir. Güç, rahatlık, kabul görme, başarı veya korkudan kurtulma gibi şeyler, insanın zihninde çok ikna edici hale gelebilir. 4:118-120’deki ayartma ve aldatıcı vaat anlatımı bu yönüyle beni düşündürüyor.

17:64’te para, evlatlar ve vaatler de anılıyor. Buradan her para kazanma çabasının, her aile sevincinin veya her dünyevi amacın Şeytanın işi olduğu sonucunu çıkaramam. Ayetin uyardığı şey, bu alanların ayartma ve yanlış bağlılık için kullanılabilme ihtimalidir. Bir nimetin kendisiyle o nimetin uğruna haksızlığı seçmek farklı durumlardır.

Kendi hayatıma dönüp bakıyorum. Bir işi haklı olduğum için mi savunuyorum, yoksa ondan bir çıkar beklediğim için mi? Birinin sözlerine kanıt bulduğum için mi güveniyorum, yoksa bana istediğim geleceği vadettiği için mi? Şeytanın tarafını anlamaya çalışırken bu sorular, uzaktaki gizemli bir örgütün haritasından daha fazla işime yarıyor.

Ayet referansları: 4:118-120, 17:64.

11. İnsanların Arasını Açan Sözler

Ayet

17:53 — Benim kullarıma, birbirlerine mümkün olan en iyi biçimde davranmalarını söyle; zira şeytan daima onların arasını açmayı deneyecektir. Şüphesiz, şeytan insanın en azılı düşmanıdır.

6:112 — Her peygamberin düşmanlarına—insan ve cin şeytanlarına—aldatmak için birbirlerine süslü sözler telkin etmelerine olanak sağladık. Rabbin irade etmiş olsaydı onlar bunu yapmazlardı. Onları ve uydurmalarını görmezden gel.

Ayetin Tefekkürü

17:53, birbirimize mümkün olan en iyi biçimde davranma çağrısını, Şeytanın insanlar arasını açma girişimiyle aynı ayette buluşturuyor. Demek ki söz yalnız iletişim aracı değil; bir ilişkinin yönünü değiştirebilen ahlaki bir eylem. İncitici bir cümle, haksız bir suçlama, bilerek yayılan bir kuşku insanları birbirinden koparabilir.

6:112 ise aldatıcı, süslü sözlerin insan ve cin şeytanları arasında dolaşabileceğini bildiriyor. Bu ayet sayesinde yalnız görünmeyen bir etkiye bakmıyorum; insanın sözünün de yanıltmanın aracı olabileceğini görüyorum. Fakat bu, sevmediğim bir konuşmacıyı doğrudan “insan şeytanı” ilan etmeme izin vermez. Sözü incelemek, niyeti kesin bilmek değildir.

Kendi konuşmalarımın hesabını düşününce konu daha da kişiselleşiyor. Bir anlaşmazlıkta karşımdakini gerçekten anlamaya mı çalışıyorum, yoksa onu başkalarının gözünde küçültmeye mi? Bilmediğim şeyi kesin konuşarak aktarıyor muyum? Birini haklı bulduğum için mi savunuyorum, yoksa karşı tarafı sevmediğim için mi? Şeytanın tarafına karşı çıkmanın yolu, onun insanları ayıran ve aldatan yöntemlerini benimsemek olamaz.

Ayet referansları: 17:53, 6:112.

12. Taraftarlar Yalnız Görünmeyen Varlıklar mı?

Ayet

6:112 — Her peygamberin düşmanlarına—insan ve cin şeytanlarına—aldatmak için birbirlerine süslü sözler telkin etmelerine olanak sağladık. Rabbin irade etmiş olsaydı onlar bunu yapmazlardı. Onları ve uydurmalarını görmezden gel.

6:121 — Üzerine TANRI’nın adı zikredilmemiş olandan yemeyin, zira o bir iğrençliktir. Şeytanlar müttefiklerine sizinle tartışsınlar diye telkin ederler; eğer siz onlara uyarsanız, puta tapan olursunuz.*

2:14 — İnananlarla karşılaştıklarında “Biz İnanıyoruz.” derler, ama şeytanları ile baş başa kaldıklarında “Biz sizinle beraberiz; sadece alay ediyorduk.” derler.

Ayetin Tefekkürü

6:112’de “insan ve cin şeytanları” ifadesinin bulunması, sorunun yalnız görünmeyen bir dünyayla ilgili olmadığını anlamamı sağlıyor. Aldatmanın aracı, insanların birbirine söylediği söz de olabiliyor. 6:121’de şeytanların müttefiklerine telkinde bulunduğu belirli bir tartışma anlatılıyor; burada anlatılan özel bağlamı göz ardı edip her tartışmayı aynı hükümle etiketlemem doğru olmaz.

2:14’te insanların farklı ortamlarda farklı konuştuğu bir sahne var. İnananların yanındayken başka, kendi şeytanlarıyla baş başayken başka sözler söylemeleri, sadakat ile dürüstlük arasındaki bağı düşündürüyor. İnsanın bulunduğu ortama göre dilini değiştirmesi her zaman ikiyüzlülük anlamına gelmez; burada mesele, alay ve aldatmayla bağlantılı bir tavırdır.

Asıl endişem şu: Bir insan diğer insanları Şeytanın davetine yaklaştıran bir dil kullanabilirken kendisini önder sayabilir. Ama belirli bir kişiyi tanımlarken benim kanıtımın sınırı var. Yapılması gereken, kişileri doğaüstü etiketlerle damgalamak değil; aldatıcı sözü, bilerek verilen zararı ve hakikatten koparan bağlılığı ciddiye almak. Bu yaklaşım hem uyarının ağırlığını koruyor hem de haksız suçlamanın önünü kesiyor.

Ayet referansları: 6:112, 6:121, 2:14.

13. İnsanları Efendi Edinmek: Liderin Kendisi de Takipçi Olabilir

Ayet

9:31 — Onlar TANRI’nın yerine kendi dinî liderlerini ve âlimlerini efendiler* edinmişlerdir. Başkaları da, Mesih Meryem’in oğlunu tanrılaştırdı. Onların hepsine, tek bir tanrıya tapmaları emredildi. O’ndan başka tanrı yoktur. O yüceltilsin, herhangi bir ortağa sahip olmanın çok üstünde.

3:64 — De ki: “Ey kutsal yazı takipçileri, gelin sizinle bizim aramızda şöyle mantıklı bir uzlaşmaya varalım: TANRI’dan başkasına tapmayalım; ne O’nun yanı sıra herhangi bir put edinelim, ne de TANRI’nın yanında herhangi bir insanı efendi olarak edinelim.” Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: “Şahit olun, bizler teslimolanlarız.”

42:21 — Onlar, TANRI tarafından asla yetkilendirilmemiş dinî yasaları onlar için hükme bağlayan putları takip ederler. Eğer önceden belirlenmiş karar olmasaydı, onlar derhâl yargılanmış olurlardı. Gerçekten de, haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.*

Ayetin Tefekkürü

9:31 ve 3:64, insanların TANRI’nın yanında efendi konumuna yükseltilmesi tehlikesini çok açık biçimde düşündürüyor. 42:21 ise TANRI tarafından yetkilendirilmemiş dini yasaların izlenmesinden söz ediyor. Bu ayetler, “Şeytanın taraftarları kimlerdir?” sorusunu yalnız sıradan takipçilere yöneltmememi gerektiriyor. Başkaları adına konuşan, sınır belirleyen veya dini otorite iddia eden kişi de aynı sorgulamadan muaf değil.

Dışarıdan bakıldığında bir lider güçlü görünebilir. İnsanlar onun sözünü bekler, sözlerine itiraz edemez, onu takip eder. Ama güç ile haklılık ayrı şeyler. Bir insan TANRI’nın buyruğunun önüne kendi sözünü koyuyorsa, ardından gelenlerin çoğunluğu bunu meşrulaştırmaz. Böyle bir insan başkalarının önünde yürüse de gerçekte yanlış bir otoritenin arkasından gidiyor olabilir. Bu, ayetlerden hareketle düşündüğüm bir ihtimaldir; somut herhangi bir insan hakkında gizli hüküm vermiyorum.

Burada kendi sorumluluğum da başlıyor. Bir liderin hatasını görüp sırf onu sevdiğim için savunursam, yanlışın gücünü artırabilirim. Aynı şekilde herhangi bir öğretmene veya araştırmacıya TANRI’ya ait yetkiyi yüklememeliyim. İnsandan öğrenmek başka, insanı sorgulanmaz efendi edinmek başka. Tevhid, bu ayrımı hayatın içinde koruyabildiğimde bir söz olmaktan çıkıyor.

Ayet referansları: 9:31, 3:64, 42:21.

14. Yanlış Yolda Olduğuna İnanmayan Yoldaş

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

43:38 — Bizim huzurumuza geldiğinde o diyecek ki: “Ah keşke sen benden iki doğu* kadar uzak olsaydın. Ne sefil bir yoldaş!”

43:39 — O gün, haddi aşanlar olarak her ikinizin de azabı paylaşacak olması sizi teselli etmeyecektir.

Ayetin Tefekkürü

43:36-39’da mesajı göz ardı etme, şeytani yoldaşlık, sapma ve sonunda duyulan pişmanlık art arda geliyor. Ayetlerde insanın yönünün değişmesi kadar, kendisinin rehberlik edildiğini sanması da dikkat çekiyor. Bu yüzden bir düşüncenin bana güven vermesi onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmiyor. Yanlış bir yoldaş da insana güçlü bir doğruluk hissi verebilir.

Burada insanın yalnızlığı üzerine de düşünüyorum. Kimi zaman yanında birinin olması, onunla aynı hataya gitme ihtimalini sorgulatmıyor. Yalnız kalmamak için yanlışta birleşmek, dışarıdan bağlılık gibi görünebilir. Ama 43:38’deki pişmanlık, böyle bir yakınlığın sonunda dayanılacak bir güvence olmadığını düşündürüyor.

Yine de bu pasajlardan günlük hayatımdaki her olumsuz ilişkiye görünmeyen bir varlık teşhisi koyamam. Ayetin tasvir ettiği manevi sonuçla benim insanlar hakkındaki sınırlı bilgim ayrı şeyler. Kendime soracağım şey, bir yoldaşlığın beni mesajı incelemekten mi uzaklaştırdığı, yoksa doğruluğa karşı daha sorumlu mu kıldığı. Yanımda yürüyen kişi kadar, birlikte gittiğimiz yön de önemlidir.

Ayet referansları: 43:36-39.

15. TANRI’nın Tarafını Savunurken Haksızlık Yapılabilir mi?

Ayet

58:22 — TANRI’ya ve Son Gün’e inanan insanları, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlere arkadaşlık ederken bulamayacaksın, hatta onlar kendilerinin ebeveynleri veya evlatları veya kardeşleri veya aşiretleri olsalar bile. Bunlar için, O, kalplerinin içine imanı karara bağlar ve O’ndan gelen ilham ile destekler ve onları içinde sonsuza kadar kalacakları, akan nehirler bulunan bahçelere kabul eder. TANRI onlardan hoşnuttur ve onlar da O’ndan hoşnuttur. Bunlar TANRI’nın tarafıdır. Muhakkak ki TANRI’nın tarafı kazananlardır.

60:8 — TANRI, din yüzünden sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimseleri dost edinmenizi yasaklamaz. Onları dost edinebilirsiniz ve onlara karşı adil davranabilirsiniz. TANRI adil olanları sever.

5:8 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman tümüyle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Bazı insanlarla olan çatışmalarınız sizi adaletsizlik yapmaya kışkırtmasın. Tümüyle adil olun, çünkü bu daha doğrudur. TANRI’yı gözetin. TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

Ayetin Tefekkürü

58:22, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlerle bağlılık konusunda sert bir sınır koyuyor. Fakat bu sınırı okurken 60:8’in dostça ve adil davranma imkanını, 5:8’in ise çatışma halinde bile adaletten ayrılmama buyruğunu atlayamam. Farklı inançtaki insanları tek bir toplu hükmün içine koymak bu ayetlerin söylediğinden fazlasını söylemek olur.

Bazen insan kendisini doğru bir davanın savunucusu gördüğünde, yöntemlerini daha az sorgulamaya başlar. “Karşı taraf yanlış” düşüncesi, ona yalan söyleme veya haksızlık yapma izni veriyormuş gibi gelebilir. Fakat böyle bir izin bu ayetlerde yok. TANRI’nın tarafında olmayı iddia ederek adaleti çiğnemek, iddianın kendisini sorgulamama sebep olur.

Şeytanın taraftarlarını araştıran bir yazı, insanlar arasında düşman üretmek için değil, yanlış bağlılıkların insana ne yaptığını anlamak için yazılmalı. Birine sınır koymakla ona zulmetmek ayrı şeylerdir. TANRI’ya bağlılık, başkalarının haklarını kendi öfkemin önüne koyabilmeyi de gerektirir. Benim tarafımı açığa çıkaran şeylerden biri, sevmediğim insana karşı ne kadar adil kalabildiğim olabilir.

Ayet referansları: 58:22, 60:8, 5:8.

16. Bir İnsana “Şeytanın Taraftarı” Demeden Önce

Ayet

17:36 — Kendin için teyit etmediğin sürece, hiçbir bilgiyi kabul etme. Ben sana işitmeyi, görmeyi ve beyni verdim ve sen onları kullanmaktan sorumlusun.

49:6 — Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse öncelikle araştırın, yoksa cahillikten bazı insanlara adaletsizlik yaparsınız, sonra da yaptığınız şey için üzgün ve pişman olursunuz.

49:12 — Ey inananlar, herhangi bir suizandan kaçının, zira suizanın çok azı bile günahtır. Birbirinizin casusluğunu yapmayın, birbirinizi arkadan çekiştirmeyin de; bu, ölmüş kardeşinizin etini yemek kadar iğrençtir. Siz bundan kesinlikle iğrenirsiniz. TANRI’yı gözetin. TANRI Kurtarıcıdır, En Merhametlidir.

Ayetin Tefekkürü

17:36 bana bilginin sorumluluğunu hatırlatıyor. 49:6 haberi araştırmayı, 49:12 ise suizandan uzak durmayı ve insanların mahremiyetini ihlal etmemeyi emrediyor. Bu ayetleri okuduktan sonra belirli bir insana “Şeytanın taraftarı” diye hükmetmenin ne kadar ağır bir iddia olduğunu görmezden gelemem. Çünkü çoğu zaman bir insanın dışarıdan görünen birkaç davranışını biliyorum; kalbini, bütün niyetlerini ve geleceğini bilmiyorum.

Bu, kötülüğü görmezden gelmek anlamına gelmez. Yalanı yalan, haksızlığı haksızlık, zulmü zulüm olarak değerlendirebilirim. Birine güvenmemek veya zarar veren bir ilişkiden uzaklaşmak da mümkün. Ancak davranışın eleştirisinden TANRI adına nihai hüküm vermeye geçtiğim anda bilgi sınırımı aşma tehlikesi başlıyor.

Kendime bir ölçü koymak istiyorum: Bir insanın sözünü aktarırken doğru aktarıyor muyum? Bir haberin kaynağını biliyor muyum? Sevmediğim kişiye karşı suçlamayı daha kolay kabul ediyor muyum? Şeytanın aldatması üzerine konuşurken kendi dilimin aldatmaya dönüşmemesi gerekiyor. Aksi halde hakikati savunduğumu zannederken ona zarar veren bir yöntem seçmiş olabilirim.

Ayet referansları: 17:36, 49:6, 49:12.

17. Hesap Günü: Liderler ve Takipçiler Birbirini Kurtarabilecek mi?

Ayet

14:21 — Hepsi TANRI’nın huzurunda durduğunda,* takipçiler liderlere diyecekler ki: “Biz vaktiyle sizi takip ediyorduk. TANRI’nın azabından bizi azıcık bile esirgeyebilir misiniz?” Onlar diyecekler ki: “TANRI bize rehberlik etmiş olsaydı, biz size yol göstermiş olurduk. Artık çok geç; ister üzülelim ister sabra başvuralım bizim için hiçbir çıkış yoktur.”

37:30 — “Bizim, üzerinizde asla hiçbir gücümüz yoktu; kötü olan sizdiniz.

37:32 — “Biz sizi yanılttık çünkü biz de sapmıştık.”

37:33 — Böylece, o gün onların hepsi beraber azabı paylaşacaklardır.

Ayetin Tefekkürü

14:21’de takipçiler liderlerine dönerek kendilerini azaptan kurtarıp kurtaramayacaklarını soruyorlar. Bu sahne bana dünyadaki bağımlılıkların son sınırını gösteriyor. Bir insanın bugün çok güçlü olması, ahirette onu izleyenlerin sorumluluğunu üzerine alabileceği anlamına gelmiyor. 37:30-33’te ise birbirini saptırma ve birlikte sonuçla yüzleşme sahnesi var.

Bu ayetlerden yalnız liderleri suçlayan bir sonuç çıkarmak kolay olurdu. Fakat 14:22’deki davet ve kabul ayrımını hatırladığımda, takipçinin de kendi muhasebesinden kaçamayacağını görüyorum. Bir lider yanlış bir yön verebilir; onu izleyen kişi ise neden izlediğini sormaktan vazgeçmiş olabilir. Her ikisinin eylemlerini aynılaştırmadan, ikisinin de sorumluluğu üzerinde düşünmek gerekiyor.

Dünyadayken “Herkes yapıyordu”, “Bana böyle öğretildi”, “Ben sadece onu dinledim” gibi cümleler kendimizi rahatlatabilir. Bunlar her durumda geçerli mazeretler değildir. İnsan TANRI’nın mesajını araştırma imkanına sahip olduğunda, o imkanı nasıl kullandığı önem kazanıyor. Ahiretteki bu karşılaşmaların bana söylediği, hesabımı başka bir insana emanet etmemem gerektiği.

Ayet referansları: 14:21-22, 37:30, 37:32-33.

18. Şeytanın Etkisinden Nasıl Korunabiliriz?

Ayet

16:98 — Kuran okuduğunda, kovulmuş Şeytan’dan TANRI’ya sığın.

16:99 — İnanan ve Rablerine güvenenler üzerinde onun hiçbir gücü yoktur.

16:100 — Onun gücü, onu kendilerine sahip olarak seçenlerle, onu kendilerine tanrı olarak seçenlerle sınırlıdır.

7:201 — Doğru olan kimseler, ne zaman şeytan onlara bir fikirle yaklaşsa onlar hatırlarlar, bunun üzerine gören kimseler olurlar.

23:97 — De ki: “Rabbim, şeytanların fısıltılarından Sana sığınıyorum.

23:98 — “Ve onların bana yanaşmalarından, Rabbim, Sana sığınıyorum.”

Ayetin Tefekkürü

Buraya kadar Şeytanın tarafının nasıl tanımlandığına ve hangi seçimlerle ilişkilendirildiğine baktım. Fakat yalnız tehlikeyi tanımak yeterli değil. 16:98-100, TANRI’ya sığınmayı, inanmayı ve güvenmeyi öne çıkarıyor. 7:201, bir fikirle karşılaşıldığında hatırlamayı; 23:97-98 ise şeytanların fısıltılarından ve yakınlaşmalarından TANRI’ya sığınmayı öğretiyor.

Bu ayetleri, korkunun hayatımı yönetmesine izin vermeyen bir çağrı olarak okuyorum. Görünmeyen her etkiyi çözmeye çalışmak yerine, yönümü bildiğim kaynağa çevirmem gerekiyor. Şeytana karşı korunma, başkalarından sonsuz şüphe duymak ya da kendi içimde hiç hata olamayacağını sanmak değil; güveni TANRI’ya bağlayarak tekrar tekrar hatırlayabilmek.

Benim için burada çok somut bir sorumluluk var: Bir düşünce beni öfkeye, yalana veya haksızlığa çağırdığında hemen onu savunmak yerine durup değerlendirebilir miyim? Bildiğim ayeti kendi çıkarımla susturmak yerine yeniden okuyabilir miyim? Geçmişte hata yaptıysam dönüş kapısını bütünüyle kapatmadan doğruyu seçebilir miyim? Ayetler korunmayı insanın tek başına sahip olduğu gizli bir güç olarak anlatmıyor; TANRI’ya sığınmayı ve güvenmeyi merkeze alıyor.

Ayet referansları: 16:98-100, 7:201, 23:97-98.

19. Hangi Tarafta Olduğumu Ne Belirler?

Ayet

36:60 — Ey Âdemoğulları, şeytana tapmayacaksınız diye sizinle antlaşma yapmadım mı? Sizin en azılı düşmanınız odur diye?

36:61 — Ve yalnızca Bana tapın diye? Doğru yol budur.

5:55 — Sizin gerçek müttefikleriniz, TANRI ve elçisi ve de İletişim Dualarını (Namazı) gözeten, zorunlu bağışı (Zekâtı) veren inananlardır ve onlar rükû ederler.

5:56 — TANRI’yı ve elçisini ve de inanmış olanları müttefik edinenler, TANRI’nın tarafındadır; kesinlikle, onlar galiplerdir.

9:71 — İnanan erkek ve kadınlar birbirlerinin müttefikidirler. Onlar doğruluğu savunup kötülüğe engel olurlar, onlar İletişim Dualarını (Namazı) gözetirler ve zorunlu bağışı (Zekâtı) verirler ve onlar TANRI’ya ve elçisine itaat ederler. Bunlara TANRI’nın merhameti yağdırılacaktır. TANRI Kudretlidir, En Bilgedir.

Ayetin Tefekkürü

36:60-61’de iki yön açık bir karşıtlıkla anlatılıyor: Şeytana tapmamak ve yalnız TANRI’ya tapmak. Bu karşıtlığın 58:19 ile 58:22’deki taraflar arasındaki ayrımla buluştuğunu görüyorum. 5:55-56 ve 9:71 ise doğru müttefikliği, inananların birbirini desteklemesini, doğruluğu savunmayı ve kötülüğe engel olmayı öne çıkarıyor. Bir tarafta baştan çıkaran vaatler, diğer tarafta sorumluluk gerektiren bağlılık var.

Yine de sonuç, kendi adıma yüksek sesle bir taraf ilan edip bütün sorgulamayı bitirmek olamaz. Beni en çok düşündüren şey, söz ile seçim arasındaki mesafe. TANRI’nın tarafında olduğumu söylüyorsam, haksızlığa uğrayan birini gördüğümde ne yapıyorum? Bir lider ayetin önüne kendi görüşünü koyduğunda nasıl davranıyorum? Bir dostum yanlış yaptığında onun sevgisini kaybetmemek uğruna doğruyu gizliyor muyum? Şeytanın vaadiyle TANRI’nın mesajı karşılaştığında neyi tercih ediyorum?

Bu soruların hepsini bir günde kusursuz cevaplamak mümkün olmayabilir. Ama onları sormaktan vazgeçmek daha büyük bir kayıp olur. Şeytanın taraftarlarını tanımak, önce benim hangi çağrılara kulak verdiğimi fark etmemle başlıyor. Son hükmü kendime veya başkasına vermek yerine, TANRI’nın mesajının hayatımda gerçekten yol gösterip göstermediğini tekrar tekrar sınamak istiyorum.

Ayet referansları: 36:60-61, 5:55-56, 9:71; ana karşılaştırma için 58:19, 58:22.

Arapça Kelimeler ve Kökleri Üzerine Tefekkür

58:19’daki ḥizb (حِزْب) ve 58:22’deki aynı sözcük, taraf veya bir araya gelmiş topluluk fikrini taşıyor. Bu ortak kullanım önemli: Karşı karşıya konulan iki yön, aynı kelimeyle anlatılıyor; ayırıcı olan, kimin tarafı oldukları. 35:6’da da Şeytanın kendi tarafını çağırdığı söyleniyor. Bu yüzden sözcüğü yalnız modern bir siyasi parti ya da resmî örgüt anlamına daraltmak, ayetlerdeki manevi ve ahlaki karşıtlığı küçültebilir.

58:19’da görülen dhikr (ذِكْر), dh-k-r (ذ-ك-ر) harfleriyle ilişkili hatırlama ve anma alanını düşündürüyor. Aynı ayetteki unutma ifadesi ve 59:19’daki unutma anlatımı ise n-s-y (ن-س-ي) çevresinde okunabilir. İki kelimeyi yan yana koyduğumda yalnız hafızayı değil, hatırlanan hakikatin hayata yansımasını sorguluyorum. Bu son bağlantı bir kelimenin sözlük karşılığı değil; ayetler üzerinde yaptığım tefekkürdür.

14:22 ve 34:21’deki sulṭān (سُلْطَٰن), yetki veya güç fikrini anlamak için önemlidir: Şeytanın etkisi anlatılırken gücünün sınırı da bildiriliyor. 18:50’deki awliyāʾ (أَوْلِيَآءَ), w-l-y (و-ل-ي) köküne bağlı yakınlık, sahiplenme ve bağlılık alanını hatırlatıyor. 2:208 ile 24:21’deki khuṭuwāt (خُطُوَٰت), kh-ṭ-w (خ-ط-و) kökü üzerinden adımlara işaret ediyor. Burada takip etme ile seçme arasındaki ilişkiyi düşünmek mümkün, fakat kelime çözümlemesinden ayette açıkça bulunmayan yeni bir hüküm üretmemek gerekir.

Bu kelimelerin ortak çağrısını şöyle hissediyorum: Kimin tarafında olduğumu söylemekten önce, kimi izlediğime, neyi unuttuğuma, kime yetki verdiğime ve hangi adımları attığıma bakmalıyım. Ayet referansları: 58:19, 58:22, 35:6, 59:19, 14:22, 34:21, 18:50, 2:208, 24:21.

Diğer İddialar

Bazı geleneksel yorumlarda “Şeytanın tarafı” ifadesi belirli tarihsel gruplar veya açıktan muhalefet eden topluluklarla ilişkilendirilir. Başka yaklaşımlarda ise kavram, her çağda insanın hakikatten uzaklaşmasını anlatan daha geniş bir manevi tasvir olarak değerlendirilir. 58:19’un bir bağlamı olduğu açıktır; fakat bu bağlamdan hareketle bugün isimlerini seçtiğimiz bütün insanları aynı hükme dahil etmek ihtiyat gerektirir. Bu farklı yaklaşımları, ayetin açıkça söylediğinden daha kesin bir iddiaya dönüştürmek istemiyorum.

Aynı şekilde 58:19’daki Şeytanın insanları ele geçirmesi ifadesi, kimi okumalarda doğrudan bir etki, kimilerinde ise baskın bir manevi yöneliş olarak düşünülür. Bu farklı tasavvurlar 14:22 ve 34:21’in açıkladığı sorumluluk meselesini ortadan kaldırmaz: Şeytanın etkisi konuşulurken insanın kendi kabulü de hesaba katılır. Kavramın bütün görünmeyen ayrıntılarını bildiğimi söyleyemem.

“Şeytanın tarafı”nı belli bir mezhebin, siyasi topluluğun veya etnik grubun otomatik adı olarak görmek de ayetlerin izin verdiği kesin bir sonuç değildir. Başkasının iç dünyasına ilişkin bilgi sınırı, 17:36 ve 49:12 ile birlikte korunmalıdır. Farklı açıklamaları bu sınırlar içinde bırakıyor, asıl muhasebeyi ayetlerin kendi ilişkisine dayandırıyorum.

Sonuç

Bu yazıya “Şeytanın tarafı neresi?” sorusuyla başladım. 58:19 bana önce bir adres değil, korkunç bir yön kaybı gösterdi: TANRI’nın mesajını göz ardı etmek ve Şeytanın tarafında bulunmak. 58:22 aynı soruya başka bir pencereden baktı: TANRI’ya bağlılık, iman, sadakat ve O’nun hoşnutluğu. Buradaki karşıtlık, kendi topluluğumu yüceltip başkalarını aşağılamak için kullanılacak bir sınıflandırmadan çok daha derin.

Şeytanın taraftarları kimlerdir? Ayetlerin söyledikleriyle sınırlı kalırsam, onun çağrısını izleyen, onu sahip veya efendi edinen, mesajı göz ardı eden, aldatıcı vaatlerine kanan ve yanlışta ısrar eden insanlara ilişkin ciddi uyarılar görüyorum (58:19, 16:100, 34:20, 43:36-37). Bununla birlikte, 14:22 Şeytanın sonunda takipçilerini kurtaramayacağını ve onların kendi seçimlerini de sorgulamak zorunda kalacağını bildiriyor. Bu yüzden hiçbir insan “Ben sadece peşinden gittim” diyerek bütün sorumluluğu bırakamaz.

Ama tefekkürün öbür tarafı da var. Ben birini Şeytanın taraftarı ilan ederken yalan söyleyebilir, hakkında bilmediğim bir hüküm verebilir, ona zulmedebilirim. O zaman savunduğum söz ile uyguladığım yöntem birbirine karşı durur. 17:36, 49:6, 49:12 ve 5:8 bana bu sınırı unutmamam gerektiğini hatırlatıyor. Hakikati savunmak, hakikate aykırı bir yöntemle yapılamaz.

Öyleyse hangi tarafta olmak istediğimi yalnız dilimle söylemeyeceğim. Kimleri efendi edindiğime, haksızlık karşısında nasıl konuştuğuma, bana sunulan vaatlere neden inandığıma, TANRI’nın mesajını ne zaman hatırladığıma bakacağım. Yanıldığımda dönüş yolunu arayacağım. Bir insana hüküm vermeden önce kendi tanıklığımı sınayacağım.

Şeytanın tarafı bir harita üzerinde aranacak yer olmayabilir; fakat insanın hayatında hangi çağrının izinden gittiği, görmezden gelinemeyecek kadar gerçek bir sorudur. Ben bu sorunun cevabını başkalarının adlarında değil, önce kendi kararlarımda aramak istiyorum. Ve hatırlamak istiyorum: Son söz ne benimdir ne de insanların peşinden gittiği herhangi bir liderin. Son söz TANRI’nındır.

Ayet referansları: 58:19, 58:22, 35:6, 14:22, 34:20-21, 16:99-100, 36:60-61, 17:36, 49:6, 49:12, 5:8.

Not

2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.

En doğrusunu TANRI bilir.

Kaynak: kuranteyit.com

[58:19] Şeytanın Tarafı Neresi? Şeytanın Taraftarları Kimlerdir?

Yazar: Berk KÖKSAL
Tarih: 26.10.2026
Yer: Mersin

Makalenin temel amacı, 58:19 ayetini diğer ilgili ayetlerle birlikte düşünmek; TANRI’nın birliğine şahitliğin bilgi, adalet, doğru sözlülük ve teslimiyet bakımından insanın hangi tarafta durduğuna nasıl yansıdığını araştırmaktır. Şeytanın taraftarlığını başkalarını kolayca suçlayan bir etikete değil, insanın hangi çağrıyı kabul ettiğini sorgulayan ciddi bir tefekküre dönüştürmek istiyorum.

Esenlikler. Esenlik üzerinize olsun.

İnsan bir tarafta olduğunu nasıl anlar? Kullandığı isimden, arkadaş çevresinden, savunduğu topluluktan mı? Yoksa kimsenin görmediği anlarda verdiği kararlardan mı? “Şeytanın tarafı” ifadesini ilk kez gerçekten düşünerek okuduğumda, zihnimde bir harita belirmedi. Tersine, insanın içinde sessizce değişebilen bir yön belirdi. Çünkü bir kimse TANRI’ya inandığını söyleyebilir; ama kendi çıkarını korumak için hakikati göz ardı ettiği anda hangi sesi dinlediğini yeniden sormak zorundadır.

Önceki Şeytanın Adımları yazımda sapmanın küçük tercihlerle başlayıp başlayamayacağını sorgulamıştım. TANRI’yı Unutmak, Kendini Unutmak tefekküründe ise hatırlamanın yalnız zihinsel bir faaliyet olmayabileceğini düşünmüştüm. Bu iki soru 58:19’da birbirine yaklaşıyor: Bir tarafta şeytanın etkisi, diğer tarafta TANRI’nın mesajının unutulması. Acaba insanın en büyük kaybı, karşısındaki düşmanı tanıyamaması mı; yoksa kendi yönünü kaybettiğini fark etmemesi mi?

Bu yazıyı başkalarının isimlerini belirlemek için değil, önce kendi yönümü denetlemek için yazıyorum. Çünkü hüküm TANRI’ya aittir; bana düşen, O’nun sözünü ciddiye almak, bilmediğimi bilmek ve seçimlerimin sorumluluğundan kaçmamaktır.

Özet

58:19

ٱسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَأَنسَىٰهُمْ ذِكْرَ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱلشَّيْطَٰنِ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱلشَّيْطَٰنِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

The devil has possessed them, and has caused them to disregard GOD’s message. These are the party of the devil. Absolutely, the party of the devil are the losers.

Şeytan onları ele geçirdi ve TANRI’nın mesajını göz ardı etmelerine yol açtı. Bunlar şeytanın tarafıdır. Kesinlikle şeytanın tarafı kaybedenlerdir.

Kaynak: kuranteyit.com

58:22 — TANRI’ya ve Son Gün’e inanan insanları, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlere arkadaşlık ederken bulamayacaksın, hatta onlar kendilerinin ebeveynleri veya evlatları veya kardeşleri veya aşiretleri olsalar bile. Bunlar için, O, kalplerinin içine imanı karara bağlar ve O’ndan gelen ilham ile destekler ve onları içinde sonsuza kadar kalacakları, akan nehirler bulunan bahçelere kabul eder. TANRI onlardan hoşnuttur ve onlar da O’ndan hoşnuttur. Bunlar TANRI’nın tarafıdır. Muhakkak ki TANRI’nın tarafı kazananlardır.

35:6 — Şeytan sizin düşmanınızdır; bu nedenle ona düşman gibi davranın. O sadece kendi tarafını Cehennem sakinleri olmaya davet eder.

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

34:21 — Onların üzerinde hiçbir zaman herhangi bir gücü olmadı. Ancak biz böylece Ahirete inananları, onun hakkında şüphe duyanlardan ayırırız.* Senin Rabbin her şeyde tam kontrol durumundadır.

36:60 — Ey Âdemoğulları, şeytana tapmayacaksınız diye sizinle antlaşma yapmadım mı? Sizin en azılı düşmanınız odur diye?

36:61 — Ve yalnızca Bana tapın diye? Doğru yol budur.

1. Şeytanın Tarafı: Önce Mesajın Unutulması

Ayet

58:19

ٱسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَأَنسَىٰهُمْ ذِكْرَ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ حِزْبُ ٱلشَّيْطَٰنِ أَلَآ إِنَّ حِزْبَ ٱلشَّيْطَٰنِ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

The devil has possessed them, and has caused them to disregard GOD’s message. These are the party of the devil. Absolutely, the party of the devil are the losers.

Şeytan onları ele geçirdi ve TANRI’nın mesajını göz ardı etmelerine yol açtı. Bunlar şeytanın tarafıdır. Kesinlikle şeytanın tarafı kaybedenlerdir.

Kaynak: kuranteyit.com

58:14 — TANRI’nın kızgın olduğu insanları dost edinenlere dikkat ettin mi? Onlar ne sizdendir, ne de onlardandır. Onlar bilerek yalan yere yemin ederler!

58:16 — Onlar yeminlerini, TANRI’nın yolundan uzaklaştırmanın bir aracı olarak kullandılar. Sonuç olarak, utanç verici bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.

58:18 — TANRI’nın onların hepsini dirilteceği o gün gelecek. Şu an size nasıl yemin ediyorlarsa, gerçekten doğru olduklarını sanarak o zaman da O’na yemin edecekler! Doğrusu, onlar gerçek yalancıdır.

Ayetin Tefekkürü

58:19’un hemen öncesindeki ayetleri de görmezden gelemem. 58:14, TANRI’nın kızgın olduğu insanlarla kurulan bağlılığı ve bilerek edilen yalan yeminleri; 58:16, yeminlerin TANRI’nın yolundan uzaklaştırma aracı haline getirilmesini; 58:18 ise hesap gününde bile gerçeğe aykırı yeminlerin sürmesini anlatıyor. Demek ki “Şeytanın tarafı” ifadesi metinde boşlukta duran bir suçlama değil. Ondan önce, hakikati bilerek örten sözler ve insanları yoldan uzaklaştıran eylemler var.

58:19’da birbiriyle bağlantılı üç durum görüyorum: Şeytanın insan üzerindeki etkisi, TANRI’nın mesajının göz ardı edilmesi ve bunun sonunda “şeytanın tarafı” diye tanımlanan durum. Ayet bir grubun üniformasını, yaşadığı şehri veya toplumsal unvanını vermiyor. İnsanın iç dünyasındaki yön kaybıyla ilgili bir sonuç bildiriyor. Bu yüzden “Neresi?” sorusuna önce bir yer adı değil, hangi mesajın hayatımda belirleyici olduğu sorusuyla cevap arıyorum.

Buradaki unutmayı, insanın bir ayeti hafızasından geçici olarak çıkarıp çıkaramamasıyla sınırlı düşünemiyorum. Mesajı bilmesine rağmen hayatında dikkate almamak da üzerinde durulması gereken bir ihtimal. Hakikati duyup karar anında ona sırt çevirmek, söz ile yaşayış arasında mesafe açabilir. Fakat ayetteki ağır hükmü her dalgınlık veya her hata için otomatik olarak kullanamam. Metnin uyardığı durumun ciddiyetini korurken, bir insanın nihai durumunu bildiğimi ileri süremem.

En ürpertici ihtimal şu: Şeytanın tarafında olan biri kendini hiç de o tarafta görmeyebilir. Hatta hayatındaki bazı düzgün davranışlara dayanarak yönünün doğru olduğundan emin olabilir. Öyleyse başkasını teşhis etmeden önce kendi bahanemi incelemem gerekiyor: TANRI’nın mesajı çıkarımla çatıştığında hangisinden vazgeçiyorum?

Ayet referansları: 58:14, 58:16, 58:18-19.

2. Karşı Tarafta Kim Var? 58:22’nin Aynası

Ayet

58:22 — TANRI’ya ve Son Gün’e inanan insanları, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlere arkadaşlık ederken bulamayacaksın, hatta onlar kendilerinin ebeveynleri veya evlatları veya kardeşleri veya aşiretleri olsalar bile. Bunlar için, O, kalplerinin içine imanı karara bağlar ve O’ndan gelen ilham ile destekler ve onları içinde sonsuza kadar kalacakları, akan nehirler bulunan bahçelere kabul eder. TANRI onlardan hoşnuttur ve onlar da O’ndan hoşnuttur. Bunlar TANRI’nın tarafıdır. Muhakkak ki TANRI’nın tarafı kazananlardır.

Ayetin Tefekkürü

Aynı surenin 22. ayeti yalnızca Şeytanın tarafının karşısına başka bir isim koymuyor. TANRI’ya ve Son Gün’e inançtan, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlerle kurulan bağlılığın sınırından, kalbe yerleşen imandan ve TANRI’nın hoşnutluğundan söz ediyor. 58:19’daki kayıp ile 58:22’deki kazanç arasındaki farkı düşündüğümde, merkezde iki ayrı logo değil, iki ayrı sadakat görüyorum.

Ayetin aile bağlarına kadar uzanan ifadesi insanı zorlayabilir. Fakat buradan anne babaya hürmetsizlik, çocuklara zulüm veya akrabalarla keyfi düşmanlık için izin çıkaramam. Ayetin bahsettiği şey, TANRI’ya ve elçisine muhalefeti yakınlık uğruna benimsememekle ilgilidir. Kişiyi sevmek, onun her kararını doğrulamak değildir. Aileye karşı adalet ve iyilik sorumluluğu ile hakikate bağlılık birbirine düşman olmak zorunda değildir.

İşte burada önemli bir tehlike doğuyor: İnsan “Ben TANRI’nın tarafındayım” sözünü kendisine verilmiş dokunulmazlık sayabilir. Oysa 58:22’deki tasvir, benim kendime verdiğim bir sertifika değil; TANRI’nın bildirdiği bir ölçü. Başkalarına yukarıdan bakmak için değil, kendimi daha dikkatli sınamak için okumalıyım.

Ayet referansları: 58:19, 58:22.

3. Şeytanın Tarafı Bir Coğrafya mı, Bir Çağrı mı?

Ayet

35:6 — Şeytan sizin düşmanınızdır; bu nedenle ona düşman gibi davranın. O sadece kendi tarafını Cehennem sakinleri olmaya davet eder.

4:76 — İnananlar TANRI uğrunda savaşıyor, oysa inkâr edenler zorbalık uğrunda savaşıyor. Bu nedenle şeytanın müttefikleriyle savaşın; şeytanın gücü hiçtir.

Ayetin Tefekkürü

35:6 beni sorunun özüne yaklaştırıyor. Şeytan düşman olarak tanıtılıyor ve kendi tarafını bir sona çağırdığı bildiriliyor. Çağrı varsa, davet eden ve bu davet karşısında karar veren arasında bir ilişki de var demektir. Demek ki Şeytanın tarafını haritada aramak yeterli değil; onun insanı hangi hedefe ve hangi davranışlara çağırdığını anlamak gerekiyor. Ayetin verdiği nihai yön, dünyadaki bir sınır kapısından çok daha ağır.

4:76’da şeytanın müttefikleri ifadesi zulümle bağlantılı bir çatışma bağlamında yer alıyor. Buradan, hoşlanmadığım herkese savaş açma yetkisi çıkaramam. Ayetin bağlamındaki mücadeleyi, günlük hayattaki görüş ayrılıklarına keyfi biçimde taşımak hem metnin kapsamını aşar hem de adaleti zedeler. Benim için buradaki ahlaki soru, hangi haksızlığın yanında durduğum ve hangi haksızlığa karşı çıktığım.

Bir insan kalabalık bir meydanda TANRI’nın adını anabilir, ama çıkarı için zalimliği savunabilir. Bir başkası sessizce doğruluğa bağlı kalabilir. Bu iki kişinin TANRI katındaki yerini belirleme yetkim yok. Yine de seçtiğimiz tarafın yalnız kimliğimizle değil, desteklediğimiz işlerle ilgili olduğunu söylemeye ayetler izin veriyor. Şeytanın çağrısına karşı düşmanlık, insanlara rastgele düşmanlık etmekle eşit değildir.

Ayet referansları: 35:6, 4:76; karşılaştırma için 58:19.

4. Şeytanı Efendi Edinmek: Düşmanı Rehber Seçmek

Ayet

18:50 — Biz meleklere, “Âdem’in önünde secdeye kapanın” dedik. Onlar secdeye kapandılar, Şeytan hariç. O bir cin oldu, zira Rabbinin emrine itaatsizlik etti.* Sizin düşmanlarınız olduğu hâlde, Benim yerime onu ve soyunu mu efendiler olarak seçeceksiniz? Ne sefil bir ikame!

7:27 — Ey Âdemoğulları, şeytanın, ebeveynlerinizin Cennetten çıkarılmasına ve elbiselerinin soyularak bedenlerinin açığa çıkmasına sebep olduğunda yaptığı gibi sizi de kandırmasına izin vermeyin. O ve soyu sizi görür, oysa siz onları görmezsiniz. Şeytanları, inanmayanların yoldaşları olarak atadık.

Ayetin Tefekkürü

18:50’deki soru bana oldukça açık bir tersliği gösteriyor: Düşman diye tanımlanan bir varlığı TANRI’nın yerine efendi edinmek. Bunun tek biçiminin bilinçli şekilde “Ben Şeytana tapıyorum” demek olduğunu varsaymak istemiyorum. İnsan yaptığı tercihin adını böyle koymasa da karşısına çıkan bir otoriteyi sorgusuz izleyebilir. Ayetin doğrudan söylediği, Şeytan ve soyu hakkında bir uyarı; buradan herkesin gizli niyetini çözdüğüm iddiasına geçemem.

7:27 ise insanın görmediği etkiler karşısında dikkatsiz kalmamasını istiyor. Fakat görünmeyen tehlike fikrini sınırsız korkuya dönüştürmek de mümkün. Her aksiliği Şeytana bağlamak, insanın kendi yanlışını sahiplenmesini engelleyebilir. Bana daha doğru görünen yol, ayetin uyardığı kandırılma ihtimalini ciddiye almak; buna karşılık somut olaylarda delili, adaleti ve kendi sorumluluğumu bırakmamak.

Bir düşmanla mücadele ederken insanın onun yöntemlerini benimsemesi de başlı başına bir tehlike. Aldatmaya aldatmayla, haksızlığa başka bir haksızlıkla karşılık verirsem neyi korumuş olurum? 18:50’nin efendi edinme uyarısı, yalnız dışarıdaki varlığa değil, onun çağrısını hayatımda kimin temsil ettiğine bakmamı gerektiriyor.

Ayet referansları: 18:50, 7:27.

5. Şeytanın İtirafı: Davet Ettim, Siz Kabul Ettiniz

Ayet

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

34:21 — Onların üzerinde hiçbir zaman herhangi bir gücü olmadı. Ancak biz böylece Ahirete inananları, onun hakkında şüphe duyanlardan ayırırız.* Senin Rabbin her şeyde tam kontrol durumundadır.

Ayetin Tefekkürü

14:22’yi okurken Şeytanın sonunda insanı savunacak bir lider olarak konuşmadığını görüyorum. Vaatle çağırıyor, ardından vaadini bozduğunu ve davetine uyulmuş olduğunu söylüyor. Üstelik kendi takipçilerine yardım edemediğini de bildiriyor. Burada büyük bir ahlaki çöküş var: İnsan hayatını verdiği bir çağrının karşılığında, hesap günü yalnız bırakılıyor.

34:21 de Şeytanın gücünün sınırı üzerinde duruyor. Bu iki ayet, Şeytanın etkisini küçümsememe rağmen bütün sorumluluğu ona yüklemememi gerektiriyor. İnsan ayartılabilir, korkutulabilir, kendi arzularına uygun sözlerle karşılaşabilir; fakat “Bunu bana o yaptırdı” diyerek bütün seçimini başkasına devretmek ayetlerdeki muhasebeyle uyuşmuyor.

“Kukla” benzetmesi bazen insanın nasıl yönlendirildiğini anlatmak için güçlü olabilir. Fakat iplerin tamamının Şeytanın elinde olduğunu söylemek, 14:22’nin insanın kabulüne yaptığı vurguyu zayıflatır. Bana göre daha sarsıcı olan, insanın özgür olduğunu iddia ettiği halde kendi iradesini yavaş yavaş yanlış çağrılara teslim etmesidir. Şeytanın taraftarlığı, insanın sorumluluğunu ortadan kaldıran bir mazeret değildir.

Ayet referansları: 14:22, 34:21.

6. Peşinden Gidenler: Takip Etmek de Bir Tercihtir

Ayet

34:20 — Şeytan onları, onun beklentilerini kolayca yerine getirirken buldu. Birkaç inanan hariç, onu takip ettiler.

34:21 — Onların üzerinde hiçbir zaman herhangi bir gücü olmadı. Ancak biz böylece Ahirete inananları, onun hakkında şüphe duyanlardan ayırırız.* Senin Rabbin her şeyde tam kontrol durumundadır.

7:30 — O bazısına rehberlik etti, oysa diğerleri sapmaya bırakıldı. Onlar TANRI’nın yerine şeytanları sahipleri olarak benimsemişlerdir, yine de rehberlik edildiklerine inanırlar.

Ayetin Tefekkürü

34:20-21’de takip etme ile güç sahibi olma arasındaki fark dikkatimi çekiyor. Şeytanın beklentilerine uyan insanlar var, ama ayet aynı zamanda onun üzerlerinde bağımsız bir gücü olmadığını bildiriyor. Bu, kendimi bir kurban olarak görüp bütün hesabı terk etmeme engel oluyor. Bir yönlendirme ancak insanın hayatında karşılık bulduğunda başka bir boyut kazanıyor.

7:30 ise meseleyi daha da zorlaştırıyor. Şeytanları sahip edinmiş insanların yine de rehberlik edildiklerine inandıkları anlatılıyor. Yani yanlış yolda olmak ile yanlış yolda olduğunun farkında olmak aynı şey değil. İnsan kendisini iyi niyetli, bilgili ve haklı sanarak da yanılabilir. O halde emin olma hissim tek başına delil değil.

Burada aklıma dini liderler, güçlü kişiler ve kalabalıkların etkisi geliyor. Bir kişi başkalarını peşinden sürükleyebilir; fakat kendisi de bir başka çağrının takipçisi olabilir. Yine de bu ihtimali belirli insanlara kesin unvan dağıtmak için kullanamam. Ölçüm, insanların kim olduğu hakkında sezgilerim değil; sözlerinin, davranışlarının ve ileri sürdükleri otoritenin TANRI’nın mesajıyla ilişkisi olmalı.

Ayet referansları: 34:20-21, 7:30.

7. Unutmak: Bir Taraftan Diğerine Açılan Kapı

Ayet

58:19 — Şeytan onları ele geçirdi ve TANRI’nın mesajını göz ardı etmelerine yol açtı. Bunlar şeytanın tarafıdır. Kesinlikle şeytanın tarafı kaybedenlerdir.

59:19 — TANRI’yı unutanlar gibi olmayın; bunun üzerine O da onlara kendilerini unutturdu. İşte bunlar kötülerdir.

Ayetin Tefekkürü

58:19 ile 59:19’u yan yana okuyunca unutmanın yalnız bilgi eksikliği olmadığını düşünüyorum. İlkinde TANRI’nın mesajının göz ardı edilmesi, ikincisinde TANRI’yı unutanların kendilerini de unutmaları söz konusu. Kendi hayatını kaybeden bir insanı düşünür gibi oluyorum: Neyi kazanmak için yaşadığını bilen, fakat neye dönüşmekte olduğunu fark etmeyen bir insanı.

İnsan uzun süre haksızlığı savunursa zamanla bunu olağan görebilir. Önce susar, sonra gerekçe bulur, sonunda karşı çıkana kızar. Bu örnekler ayetin birebir saydığı aşamalar değildir; benim kendi hayatımda sınamak istediğim ihtimaller. Yine de 58:19’daki mesajın göz ardı edilmesiyle 59:19’daki benliği unutma arasında kurulan düşünsel bağ, ciddi bir uyarı taşıyor.

Bir konuda güçlü bir fikir sahibi olmam, TANRI’yı hatırladığıma delil değil. Başkasına öğüt verirken kendi haksızlığımı göremeyebilirim. Bu yüzden hatırlamak, yalnız söylemek veya tekrar etmek kadar doğruyu karar anında dikkate almak anlamına da gelmeli diye düşünüyorum. Kendimi bu ölçüyle sınamadığımda, “Şeytanın tarafı kim?” sorusu kolayca bir başkasının aleyhine söylenen söze dönüşüyor.

Ayet referansları: 58:19, 59:19.

8. Bir Anda mı Geçilir? Şeytanın Adımları

Ayet

2:208 — Ey inananlar, tam teslimiyeti benimseyin; Şeytan’ın adımlarını takip etmeyin, zira o sizin en azılı düşmanınızdır.

24:21 — Ey inananlar, Şeytan’ın izinden gitmeyin. Şeytan’ın izinden giden herkes, şunu bilmelidir ki o kötülüğü ve ahlâksızlığı savunur. Eğer TANRI’nın size yönelik lütfu ve merhameti olmasaydı, hiçbiriniz arındırılmış olmazdı. Ancak TANRI, irade ettiği kimseyi arındırır. TANRI İşitendir, Bilendir.

2:169 — O size sadece kötülük ve ahlâksızlık yapmayı ve TANRI hakkında bilmediğiniz şeyler söylemeyi emreder.

Ayetin Tefekkürü

Ayetlerdeki “adımlar” ifadesi üzerinde uzun süre durmaya değer. İnsan her zaman açıkça kötü bir hedef seçerek başlamayabilir. Bazen küçük bir kolaycılığı haklı görür; ardından ona benzeyen başka bir şeyi normal sayar. Yalan bir dostu korumak için, haksızlık bir topluluğu savunmak için, bilgisizce konuşmak da güçlü görünmek için kabul edilebilir hale gelebilir. Bunlar üzerinde düşündüğüm günlük örnekler; ayetlerin belirlediği sabit bir aşama listesi değil.

2:208, tam teslimiyete çağırırken Şeytanın adımlarını takip etmeyi reddediyor. 24:21 ise kötülük ve ahlaksızlık yönündeki çağrıyı gösteriyor. 2:169, bir de TANRI hakkında bilinmeyen şeyleri söyleme tehlikesini ekliyor. Bu son nokta beni özellikle düşündürüyor: İnsan TANRI adına konuştuğunda, yanlış sözünün ağırlığı da büyüyor. Kendi düşüncemi ayetmiş gibi sunarsam başkalarını yanlış bir güvene sürükleyebilirim.

Bu nedenle Şeytanın taraftarlığına karşı ilk savunmalardan biri, küçük görünen yanlışlarda da dürüst kalabilmek. Aynı zamanda hata yaptığında dönme imkanını düşünmek. Bir insanın bir yanlış adımı, onun bütün geleceği hakkında kesin hüküm vermeme yetmez. Fakat o adımı önemsiz görmem de beni daha büyük bir yanlışa hazırlayabilir.

Ayet referansları: 2:208, 24:21, 2:169.

9. Kötülük Güzelleşirse, İnsan Neye İnanır?

Ayet

16:63 — TANRI’ya ant olsun, biz senden önceki topluluklara da (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onların işlerini gözlerinde süsledi. Sonuç olarak, onların efendisi artık odur ve onlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.

35:8 — Kötü işi, doğru olduğunu sanıncaya kadar gözlerinde süslenen kişiye dikkat et. TANRI böylece, (yoldan çıkmayı) irade edeni yanlış yola saptırır, (rehberlik edilmeyi) irade edene de rehberlik eder. Bu yüzden, onlara üzülme. TANRI yaptıkları her şeyin tamamen farkındadır.

Ayetin Tefekkürü

Kötülüğün güzel görünmesi beni açık düşmanlıktan daha çok endişelendiriyor. Çünkü açık bir kötülüğü reddetmek nispeten kolay olabilir; insan kendisine iyi diye anlatılan bir yanlışı ise savunmaya başlayabilir. 16:63 ile 35:8 birlikte okunduğunda, işlerin gözde süslenmesi ve yanlışın doğru sanılması ihtimalinin ciddiyeti ortaya çıkıyor.

Bazen bir insan başarısıyla, çevresinin alkışıyla veya sahip olduğu güçle kendini doğrulayabilir. Fakat beğenilmekle doğru olmak aynı şey değil. Bir işin etkili olması, onun adil olduğunu kanıtlamaz. Özellikle dini meselelerde birinin çok sayıda takipçiye sahip olması, sözlerinin TANRI’dan yetki aldığı anlamına gelmez. Bu düşünceyi bir kişiyi mahkum etmek için değil, kendimi kolayca etkileyen dış ölçüleri sorgulamak için kullanıyorum.

En güç soru belki de şu: Yanlışım gözümde güzel görünüyorsa, beni kim uyarabilecek? Bu sorunun cevabı körü körüne yeni bir lider aramak olamaz. Mesajı okumalı, bilgiye dayanmalı, adaleti dinlemeli, eleştiriye kapalı kalmamalıyım. Yanılabileceğimi kabul etmek, bence burada bir zayıflık değil, korunma ihtimalidir.

Ayet referansları: 16:63, 35:8.

10. Vaatler, Ayartma ve Sahte Kazanç

Ayet

4:118 — TANRI onu kınadı ve o dedi ki: “Ben mutlaka Sana tapanlardan belirli bir payı safıma katacağım.*

4:119 — “Ben onları saptıracağım, onları ayartacağım, onlara çiftlik hayvanlarının kulaklarını işaretleyerek (belirli etleri yemeyi yasaklamalarını) ve TANRI’nın yaratışını tahrif etmelerini emredeceğim.” Kim TANRI yerine şeytanı bir efendi olarak kabul ederse, esaslı bir kaybı üzerine çekmiştir.

4:120 — O onlara vaatte bulunur ve onları ayartır; şeytanın vadettiği şey bir illüzyondan fazlası değildir.

17:64 — “Onları sesinle ayartabilir, bütün güçlerini ve bütün adamlarını onlara karşı harekete geçirebilir, onların paralarına ve evlatlarına ortak olabilir ve onlara vaatte bulunabilirsin. Şeytanın vadettiği bir şey bir illüzyondan fazlası değildir.

Ayetin Tefekkürü

Şeytanın vaatleriyle ilgili ayetleri okurken tek bir sözcük üzerinde duruyorum: beklenti. İnsan gelecekte alacağını sandığı bir karşılık uğruna bugün bildiği doğruyu terk edebilir. Güç, rahatlık, kabul görme, başarı veya korkudan kurtulma gibi şeyler, insanın zihninde çok ikna edici hale gelebilir. 4:118-120’deki ayartma ve aldatıcı vaat anlatımı bu yönüyle beni düşündürüyor.

17:64’te para, evlatlar ve vaatler de anılıyor. Buradan her para kazanma çabasının, her aile sevincinin veya her dünyevi amacın Şeytanın işi olduğu sonucunu çıkaramam. Ayetin uyardığı şey, bu alanların ayartma ve yanlış bağlılık için kullanılabilme ihtimalidir. Bir nimetin kendisiyle o nimetin uğruna haksızlığı seçmek farklı durumlardır.

Kendi hayatıma dönüp bakıyorum. Bir işi haklı olduğum için mi savunuyorum, yoksa ondan bir çıkar beklediğim için mi? Birinin sözlerine kanıt bulduğum için mi güveniyorum, yoksa bana istediğim geleceği vadettiği için mi? Şeytanın tarafını anlamaya çalışırken bu sorular, uzaktaki gizemli bir örgütün haritasından daha fazla işime yarıyor.

Ayet referansları: 4:118-120, 17:64.

11. İnsanların Arasını Açan Sözler

Ayet

17:53 — Benim kullarıma, birbirlerine mümkün olan en iyi biçimde davranmalarını söyle; zira şeytan daima onların arasını açmayı deneyecektir. Şüphesiz, şeytan insanın en azılı düşmanıdır.

6:112 — Her peygamberin düşmanlarına—insan ve cin şeytanlarına—aldatmak için birbirlerine süslü sözler telkin etmelerine olanak sağladık. Rabbin irade etmiş olsaydı onlar bunu yapmazlardı. Onları ve uydurmalarını görmezden gel.

Ayetin Tefekkürü

17:53, birbirimize mümkün olan en iyi biçimde davranma çağrısını, Şeytanın insanlar arasını açma girişimiyle aynı ayette buluşturuyor. Demek ki söz yalnız iletişim aracı değil; bir ilişkinin yönünü değiştirebilen ahlaki bir eylem. İncitici bir cümle, haksız bir suçlama, bilerek yayılan bir kuşku insanları birbirinden koparabilir.

6:112 ise aldatıcı, süslü sözlerin insan ve cin şeytanları arasında dolaşabileceğini bildiriyor. Bu ayet sayesinde yalnız görünmeyen bir etkiye bakmıyorum; insanın sözünün de yanıltmanın aracı olabileceğini görüyorum. Fakat bu, sevmediğim bir konuşmacıyı doğrudan “insan şeytanı” ilan etmeme izin vermez. Sözü incelemek, niyeti kesin bilmek değildir.

Kendi konuşmalarımın hesabını düşününce konu daha da kişiselleşiyor. Bir anlaşmazlıkta karşımdakini gerçekten anlamaya mı çalışıyorum, yoksa onu başkalarının gözünde küçültmeye mi? Bilmediğim şeyi kesin konuşarak aktarıyor muyum? Birini haklı bulduğum için mi savunuyorum, yoksa karşı tarafı sevmediğim için mi? Şeytanın tarafına karşı çıkmanın yolu, onun insanları ayıran ve aldatan yöntemlerini benimsemek olamaz.

Ayet referansları: 17:53, 6:112.

12. Taraftarlar Yalnız Görünmeyen Varlıklar mı?

Ayet

6:112 — Her peygamberin düşmanlarına—insan ve cin şeytanlarına—aldatmak için birbirlerine süslü sözler telkin etmelerine olanak sağladık. Rabbin irade etmiş olsaydı onlar bunu yapmazlardı. Onları ve uydurmalarını görmezden gel.

6:121 — Üzerine TANRI’nın adı zikredilmemiş olandan yemeyin, zira o bir iğrençliktir. Şeytanlar müttefiklerine sizinle tartışsınlar diye telkin ederler; eğer siz onlara uyarsanız, puta tapan olursunuz.*

2:14 — İnananlarla karşılaştıklarında “Biz İnanıyoruz.” derler, ama şeytanları ile baş başa kaldıklarında “Biz sizinle beraberiz; sadece alay ediyorduk.” derler.

Ayetin Tefekkürü

6:112’de “insan ve cin şeytanları” ifadesinin bulunması, sorunun yalnız görünmeyen bir dünyayla ilgili olmadığını anlamamı sağlıyor. Aldatmanın aracı, insanların birbirine söylediği söz de olabiliyor. 6:121’de şeytanların müttefiklerine telkinde bulunduğu belirli bir tartışma anlatılıyor; burada anlatılan özel bağlamı göz ardı edip her tartışmayı aynı hükümle etiketlemem doğru olmaz.

2:14’te insanların farklı ortamlarda farklı konuştuğu bir sahne var. İnananların yanındayken başka, kendi şeytanlarıyla baş başayken başka sözler söylemeleri, sadakat ile dürüstlük arasındaki bağı düşündürüyor. İnsanın bulunduğu ortama göre dilini değiştirmesi her zaman ikiyüzlülük anlamına gelmez; burada mesele, alay ve aldatmayla bağlantılı bir tavırdır.

Asıl endişem şu: Bir insan diğer insanları Şeytanın davetine yaklaştıran bir dil kullanabilirken kendisini önder sayabilir. Ama belirli bir kişiyi tanımlarken benim kanıtımın sınırı var. Yapılması gereken, kişileri doğaüstü etiketlerle damgalamak değil; aldatıcı sözü, bilerek verilen zararı ve hakikatten koparan bağlılığı ciddiye almak. Bu yaklaşım hem uyarının ağırlığını koruyor hem de haksız suçlamanın önünü kesiyor.

Ayet referansları: 6:112, 6:121, 2:14.

13. İnsanları Efendi Edinmek: Liderin Kendisi de Takipçi Olabilir

Ayet

9:31 — Onlar TANRI’nın yerine kendi dinî liderlerini ve âlimlerini efendiler* edinmişlerdir. Başkaları da, Mesih Meryem’in oğlunu tanrılaştırdı. Onların hepsine, tek bir tanrıya tapmaları emredildi. O’ndan başka tanrı yoktur. O yüceltilsin, herhangi bir ortağa sahip olmanın çok üstünde.

3:64 — De ki: “Ey kutsal yazı takipçileri, gelin sizinle bizim aramızda şöyle mantıklı bir uzlaşmaya varalım: TANRI’dan başkasına tapmayalım; ne O’nun yanı sıra herhangi bir put edinelim, ne de TANRI’nın yanında herhangi bir insanı efendi olarak edinelim.” Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: “Şahit olun, bizler teslimolanlarız.”

42:21 — Onlar, TANRI tarafından asla yetkilendirilmemiş dinî yasaları onlar için hükme bağlayan putları takip ederler. Eğer önceden belirlenmiş karar olmasaydı, onlar derhâl yargılanmış olurlardı. Gerçekten de, haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.*

Ayetin Tefekkürü

9:31 ve 3:64, insanların TANRI’nın yanında efendi konumuna yükseltilmesi tehlikesini çok açık biçimde düşündürüyor. 42:21 ise TANRI tarafından yetkilendirilmemiş dini yasaların izlenmesinden söz ediyor. Bu ayetler, “Şeytanın taraftarları kimlerdir?” sorusunu yalnız sıradan takipçilere yöneltmememi gerektiriyor. Başkaları adına konuşan, sınır belirleyen veya dini otorite iddia eden kişi de aynı sorgulamadan muaf değil.

Dışarıdan bakıldığında bir lider güçlü görünebilir. İnsanlar onun sözünü bekler, sözlerine itiraz edemez, onu takip eder. Ama güç ile haklılık ayrı şeyler. Bir insan TANRI’nın buyruğunun önüne kendi sözünü koyuyorsa, ardından gelenlerin çoğunluğu bunu meşrulaştırmaz. Böyle bir insan başkalarının önünde yürüse de gerçekte yanlış bir otoritenin arkasından gidiyor olabilir. Bu, ayetlerden hareketle düşündüğüm bir ihtimaldir; somut herhangi bir insan hakkında gizli hüküm vermiyorum.

Burada kendi sorumluluğum da başlıyor. Bir liderin hatasını görüp sırf onu sevdiğim için savunursam, yanlışın gücünü artırabilirim. Aynı şekilde herhangi bir öğretmene veya araştırmacıya TANRI’ya ait yetkiyi yüklememeliyim. İnsandan öğrenmek başka, insanı sorgulanmaz efendi edinmek başka. Tevhid, bu ayrımı hayatın içinde koruyabildiğimde bir söz olmaktan çıkıyor.

Ayet referansları: 9:31, 3:64, 42:21.

14. Yanlış Yolda Olduğuna İnanmayan Yoldaş

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

43:38 — Bizim huzurumuza geldiğinde o diyecek ki: “Ah keşke sen benden iki doğu* kadar uzak olsaydın. Ne sefil bir yoldaş!”

43:39 — O gün, haddi aşanlar olarak her ikinizin de azabı paylaşacak olması sizi teselli etmeyecektir.

Ayetin Tefekkürü

43:36-39’da mesajı göz ardı etme, şeytani yoldaşlık, sapma ve sonunda duyulan pişmanlık art arda geliyor. Ayetlerde insanın yönünün değişmesi kadar, kendisinin rehberlik edildiğini sanması da dikkat çekiyor. Bu yüzden bir düşüncenin bana güven vermesi onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmiyor. Yanlış bir yoldaş da insana güçlü bir doğruluk hissi verebilir.

Burada insanın yalnızlığı üzerine de düşünüyorum. Kimi zaman yanında birinin olması, onunla aynı hataya gitme ihtimalini sorgulatmıyor. Yalnız kalmamak için yanlışta birleşmek, dışarıdan bağlılık gibi görünebilir. Ama 43:38’deki pişmanlık, böyle bir yakınlığın sonunda dayanılacak bir güvence olmadığını düşündürüyor.

Yine de bu pasajlardan günlük hayatımdaki her olumsuz ilişkiye görünmeyen bir varlık teşhisi koyamam. Ayetin tasvir ettiği manevi sonuçla benim insanlar hakkındaki sınırlı bilgim ayrı şeyler. Kendime soracağım şey, bir yoldaşlığın beni mesajı incelemekten mi uzaklaştırdığı, yoksa doğruluğa karşı daha sorumlu mu kıldığı. Yanımda yürüyen kişi kadar, birlikte gittiğimiz yön de önemlidir.

Ayet referansları: 43:36-39.

15. TANRI’nın Tarafını Savunurken Haksızlık Yapılabilir mi?

Ayet

58:22 — TANRI’ya ve Son Gün’e inanan insanları, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlere arkadaşlık ederken bulamayacaksın, hatta onlar kendilerinin ebeveynleri veya evlatları veya kardeşleri veya aşiretleri olsalar bile. Bunlar için, O, kalplerinin içine imanı karara bağlar ve O’ndan gelen ilham ile destekler ve onları içinde sonsuza kadar kalacakları, akan nehirler bulunan bahçelere kabul eder. TANRI onlardan hoşnuttur ve onlar da O’ndan hoşnuttur. Bunlar TANRI’nın tarafıdır. Muhakkak ki TANRI’nın tarafı kazananlardır.

60:8 — TANRI, din yüzünden sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimseleri dost edinmenizi yasaklamaz. Onları dost edinebilirsiniz ve onlara karşı adil davranabilirsiniz. TANRI adil olanları sever.

5:8 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman tümüyle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Bazı insanlarla olan çatışmalarınız sizi adaletsizlik yapmaya kışkırtmasın. Tümüyle adil olun, çünkü bu daha doğrudur. TANRI’yı gözetin. TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

Ayetin Tefekkürü

58:22, TANRI’ya ve elçisine muhalefet edenlerle bağlılık konusunda sert bir sınır koyuyor. Fakat bu sınırı okurken 60:8’in dostça ve adil davranma imkanını, 5:8’in ise çatışma halinde bile adaletten ayrılmama buyruğunu atlayamam. Farklı inançtaki insanları tek bir toplu hükmün içine koymak bu ayetlerin söylediğinden fazlasını söylemek olur.

Bazen insan kendisini doğru bir davanın savunucusu gördüğünde, yöntemlerini daha az sorgulamaya başlar. “Karşı taraf yanlış” düşüncesi, ona yalan söyleme veya haksızlık yapma izni veriyormuş gibi gelebilir. Fakat böyle bir izin bu ayetlerde yok. TANRI’nın tarafında olmayı iddia ederek adaleti çiğnemek, iddianın kendisini sorgulamama sebep olur.

Şeytanın taraftarlarını araştıran bir yazı, insanlar arasında düşman üretmek için değil, yanlış bağlılıkların insana ne yaptığını anlamak için yazılmalı. Birine sınır koymakla ona zulmetmek ayrı şeylerdir. TANRI’ya bağlılık, başkalarının haklarını kendi öfkemin önüne koyabilmeyi de gerektirir. Benim tarafımı açığa çıkaran şeylerden biri, sevmediğim insana karşı ne kadar adil kalabildiğim olabilir.

Ayet referansları: 58:22, 60:8, 5:8.

16. Bir İnsana “Şeytanın Taraftarı” Demeden Önce

Ayet

17:36 — Kendin için teyit etmediğin sürece, hiçbir bilgiyi kabul etme. Ben sana işitmeyi, görmeyi ve beyni verdim ve sen onları kullanmaktan sorumlusun.

49:6 — Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse öncelikle araştırın, yoksa cahillikten bazı insanlara adaletsizlik yaparsınız, sonra da yaptığınız şey için üzgün ve pişman olursunuz.

49:12 — Ey inananlar, herhangi bir suizandan kaçının, zira suizanın çok azı bile günahtır. Birbirinizin casusluğunu yapmayın, birbirinizi arkadan çekiştirmeyin de; bu, ölmüş kardeşinizin etini yemek kadar iğrençtir. Siz bundan kesinlikle iğrenirsiniz. TANRI’yı gözetin. TANRI Kurtarıcıdır, En Merhametlidir.

Ayetin Tefekkürü

17:36 bana bilginin sorumluluğunu hatırlatıyor. 49:6 haberi araştırmayı, 49:12 ise suizandan uzak durmayı ve insanların mahremiyetini ihlal etmemeyi emrediyor. Bu ayetleri okuduktan sonra belirli bir insana “Şeytanın taraftarı” diye hükmetmenin ne kadar ağır bir iddia olduğunu görmezden gelemem. Çünkü çoğu zaman bir insanın dışarıdan görünen birkaç davranışını biliyorum; kalbini, bütün niyetlerini ve geleceğini bilmiyorum.

Bu, kötülüğü görmezden gelmek anlamına gelmez. Yalanı yalan, haksızlığı haksızlık, zulmü zulüm olarak değerlendirebilirim. Birine güvenmemek veya zarar veren bir ilişkiden uzaklaşmak da mümkün. Ancak davranışın eleştirisinden TANRI adına nihai hüküm vermeye geçtiğim anda bilgi sınırımı aşma tehlikesi başlıyor.

Kendime bir ölçü koymak istiyorum: Bir insanın sözünü aktarırken doğru aktarıyor muyum? Bir haberin kaynağını biliyor muyum? Sevmediğim kişiye karşı suçlamayı daha kolay kabul ediyor muyum? Şeytanın aldatması üzerine konuşurken kendi dilimin aldatmaya dönüşmemesi gerekiyor. Aksi halde hakikati savunduğumu zannederken ona zarar veren bir yöntem seçmiş olabilirim.

Ayet referansları: 17:36, 49:6, 49:12.

17. Hesap Günü: Liderler ve Takipçiler Birbirini Kurtarabilecek mi?

Ayet

14:21 — Hepsi TANRI’nın huzurunda durduğunda,* takipçiler liderlere diyecekler ki: “Biz vaktiyle sizi takip ediyorduk. TANRI’nın azabından bizi azıcık bile esirgeyebilir misiniz?” Onlar diyecekler ki: “TANRI bize rehberlik etmiş olsaydı, biz size yol göstermiş olurduk. Artık çok geç; ister üzülelim ister sabra başvuralım bizim için hiçbir çıkış yoktur.”

37:30 — “Bizim, üzerinizde asla hiçbir gücümüz yoktu; kötü olan sizdiniz.

37:32 — “Biz sizi yanılttık çünkü biz de sapmıştık.”

37:33 — Böylece, o gün onların hepsi beraber azabı paylaşacaklardır.

Ayetin Tefekkürü

14:21’de takipçiler liderlerine dönerek kendilerini azaptan kurtarıp kurtaramayacaklarını soruyorlar. Bu sahne bana dünyadaki bağımlılıkların son sınırını gösteriyor. Bir insanın bugün çok güçlü olması, ahirette onu izleyenlerin sorumluluğunu üzerine alabileceği anlamına gelmiyor. 37:30-33’te ise birbirini saptırma ve birlikte sonuçla yüzleşme sahnesi var.

Bu ayetlerden yalnız liderleri suçlayan bir sonuç çıkarmak kolay olurdu. Fakat 14:22’deki davet ve kabul ayrımını hatırladığımda, takipçinin de kendi muhasebesinden kaçamayacağını görüyorum. Bir lider yanlış bir yön verebilir; onu izleyen kişi ise neden izlediğini sormaktan vazgeçmiş olabilir. Her ikisinin eylemlerini aynılaştırmadan, ikisinin de sorumluluğu üzerinde düşünmek gerekiyor.

Dünyadayken “Herkes yapıyordu”, “Bana böyle öğretildi”, “Ben sadece onu dinledim” gibi cümleler kendimizi rahatlatabilir. Bunlar her durumda geçerli mazeretler değildir. İnsan TANRI’nın mesajını araştırma imkanına sahip olduğunda, o imkanı nasıl kullandığı önem kazanıyor. Ahiretteki bu karşılaşmaların bana söylediği, hesabımı başka bir insana emanet etmemem gerektiği.

Ayet referansları: 14:21-22, 37:30, 37:32-33.

18. Şeytanın Etkisinden Nasıl Korunabiliriz?

Ayet

16:98 — Kuran okuduğunda, kovulmuş Şeytan’dan TANRI’ya sığın.

16:99 — İnanan ve Rablerine güvenenler üzerinde onun hiçbir gücü yoktur.

16:100 — Onun gücü, onu kendilerine sahip olarak seçenlerle, onu kendilerine tanrı olarak seçenlerle sınırlıdır.

7:201 — Doğru olan kimseler, ne zaman şeytan onlara bir fikirle yaklaşsa onlar hatırlarlar, bunun üzerine gören kimseler olurlar.

23:97 — De ki: “Rabbim, şeytanların fısıltılarından Sana sığınıyorum.

23:98 — “Ve onların bana yanaşmalarından, Rabbim, Sana sığınıyorum.”

Ayetin Tefekkürü

Buraya kadar Şeytanın tarafının nasıl tanımlandığına ve hangi seçimlerle ilişkilendirildiğine baktım. Fakat yalnız tehlikeyi tanımak yeterli değil. 16:98-100, TANRI’ya sığınmayı, inanmayı ve güvenmeyi öne çıkarıyor. 7:201, bir fikirle karşılaşıldığında hatırlamayı; 23:97-98 ise şeytanların fısıltılarından ve yakınlaşmalarından TANRI’ya sığınmayı öğretiyor.

Bu ayetleri, korkunun hayatımı yönetmesine izin vermeyen bir çağrı olarak okuyorum. Görünmeyen her etkiyi çözmeye çalışmak yerine, yönümü bildiğim kaynağa çevirmem gerekiyor. Şeytana karşı korunma, başkalarından sonsuz şüphe duymak ya da kendi içimde hiç hata olamayacağını sanmak değil; güveni TANRI’ya bağlayarak tekrar tekrar hatırlayabilmek.

Benim için burada çok somut bir sorumluluk var: Bir düşünce beni öfkeye, yalana veya haksızlığa çağırdığında hemen onu savunmak yerine durup değerlendirebilir miyim? Bildiğim ayeti kendi çıkarımla susturmak yerine yeniden okuyabilir miyim? Geçmişte hata yaptıysam dönüş kapısını bütünüyle kapatmadan doğruyu seçebilir miyim? Ayetler korunmayı insanın tek başına sahip olduğu gizli bir güç olarak anlatmıyor; TANRI’ya sığınmayı ve güvenmeyi merkeze alıyor.

Ayet referansları: 16:98-100, 7:201, 23:97-98.

19. Hangi Tarafta Olduğumu Ne Belirler?

Ayet

36:60 — Ey Âdemoğulları, şeytana tapmayacaksınız diye sizinle antlaşma yapmadım mı? Sizin en azılı düşmanınız odur diye?

36:61 — Ve yalnızca Bana tapın diye? Doğru yol budur.

5:55 — Sizin gerçek müttefikleriniz, TANRI ve elçisi ve de İletişim Dualarını (Namazı) gözeten, zorunlu bağışı (Zekâtı) veren inananlardır ve onlar rükû ederler.

5:56 — TANRI’yı ve elçisini ve de inanmış olanları müttefik edinenler, TANRI’nın tarafındadır; kesinlikle, onlar galiplerdir.

9:71 — İnanan erkek ve kadınlar birbirlerinin müttefikidirler. Onlar doğruluğu savunup kötülüğe engel olurlar, onlar İletişim Dualarını (Namazı) gözetirler ve zorunlu bağışı (Zekâtı) verirler ve onlar TANRI’ya ve elçisine itaat ederler. Bunlara TANRI’nın merhameti yağdırılacaktır. TANRI Kudretlidir, En Bilgedir.

Ayetin Tefekkürü

36:60-61’de iki yön açık bir karşıtlıkla anlatılıyor: Şeytana tapmamak ve yalnız TANRI’ya tapmak. Bu karşıtlığın 58:19 ile 58:22’deki taraflar arasındaki ayrımla buluştuğunu görüyorum. 5:55-56 ve 9:71 ise doğru müttefikliği, inananların birbirini desteklemesini, doğruluğu savunmayı ve kötülüğe engel olmayı öne çıkarıyor. Bir tarafta baştan çıkaran vaatler, diğer tarafta sorumluluk gerektiren bağlılık var.

Yine de sonuç, kendi adıma yüksek sesle bir taraf ilan edip bütün sorgulamayı bitirmek olamaz. Beni en çok düşündüren şey, söz ile seçim arasındaki mesafe. TANRI’nın tarafında olduğumu söylüyorsam, haksızlığa uğrayan birini gördüğümde ne yapıyorum? Bir lider ayetin önüne kendi görüşünü koyduğunda nasıl davranıyorum? Bir dostum yanlış yaptığında onun sevgisini kaybetmemek uğruna doğruyu gizliyor muyum? Şeytanın vaadiyle TANRI’nın mesajı karşılaştığında neyi tercih ediyorum?

Bu soruların hepsini bir günde kusursuz cevaplamak mümkün olmayabilir. Ama onları sormaktan vazgeçmek daha büyük bir kayıp olur. Şeytanın taraftarlarını tanımak, önce benim hangi çağrılara kulak verdiğimi fark etmemle başlıyor. Son hükmü kendime veya başkasına vermek yerine, TANRI’nın mesajının hayatımda gerçekten yol gösterip göstermediğini tekrar tekrar sınamak istiyorum.

Ayet referansları: 36:60-61, 5:55-56, 9:71; ana karşılaştırma için 58:19, 58:22.

Arapça Kelimeler ve Kökleri Üzerine Tefekkür

58:19’daki ḥizb (حِزْب) ve 58:22’deki aynı sözcük, taraf veya bir araya gelmiş topluluk fikrini taşıyor. Bu ortak kullanım önemli: Karşı karşıya konulan iki yön, aynı kelimeyle anlatılıyor; ayırıcı olan, kimin tarafı oldukları. 35:6’da da Şeytanın kendi tarafını çağırdığı söyleniyor. Bu yüzden sözcüğü yalnız modern bir siyasi parti ya da resmî örgüt anlamına daraltmak, ayetlerdeki manevi ve ahlaki karşıtlığı küçültebilir.

58:19’da görülen dhikr (ذِكْر), dh-k-r (ذ-ك-ر) harfleriyle ilişkili hatırlama ve anma alanını düşündürüyor. Aynı ayetteki unutma ifadesi ve 59:19’daki unutma anlatımı ise n-s-y (ن-س-ي) çevresinde okunabilir. İki kelimeyi yan yana koyduğumda yalnız hafızayı değil, hatırlanan hakikatin hayata yansımasını sorguluyorum. Bu son bağlantı bir kelimenin sözlük karşılığı değil; ayetler üzerinde yaptığım tefekkürdür.

14:22 ve 34:21’deki sulṭān (سُلْطَٰن), yetki veya güç fikrini anlamak için önemlidir: Şeytanın etkisi anlatılırken gücünün sınırı da bildiriliyor. 18:50’deki awliyāʾ (أَوْلِيَآءَ), w-l-y (و-ل-ي) köküne bağlı yakınlık, sahiplenme ve bağlılık alanını hatırlatıyor. 2:208 ile 24:21’deki khuṭuwāt (خُطُوَٰت), kh-ṭ-w (خ-ط-و) kökü üzerinden adımlara işaret ediyor. Burada takip etme ile seçme arasındaki ilişkiyi düşünmek mümkün, fakat kelime çözümlemesinden ayette açıkça bulunmayan yeni bir hüküm üretmemek gerekir.

Bu kelimelerin ortak çağrısını şöyle hissediyorum: Kimin tarafında olduğumu söylemekten önce, kimi izlediğime, neyi unuttuğuma, kime yetki verdiğime ve hangi adımları attığıma bakmalıyım. Ayet referansları: 58:19, 58:22, 35:6, 59:19, 14:22, 34:21, 18:50, 2:208, 24:21.

Diğer İddialar

Bazı geleneksel yorumlarda “Şeytanın tarafı” ifadesi belirli tarihsel gruplar veya açıktan muhalefet eden topluluklarla ilişkilendirilir. Başka yaklaşımlarda ise kavram, her çağda insanın hakikatten uzaklaşmasını anlatan daha geniş bir manevi tasvir olarak değerlendirilir. 58:19’un bir bağlamı olduğu açıktır; fakat bu bağlamdan hareketle bugün isimlerini seçtiğimiz bütün insanları aynı hükme dahil etmek ihtiyat gerektirir. Bu farklı yaklaşımları, ayetin açıkça söylediğinden daha kesin bir iddiaya dönüştürmek istemiyorum.

Aynı şekilde 58:19’daki Şeytanın insanları ele geçirmesi ifadesi, kimi okumalarda doğrudan bir etki, kimilerinde ise baskın bir manevi yöneliş olarak düşünülür. Bu farklı tasavvurlar 14:22 ve 34:21’in açıkladığı sorumluluk meselesini ortadan kaldırmaz: Şeytanın etkisi konuşulurken insanın kendi kabulü de hesaba katılır. Kavramın bütün görünmeyen ayrıntılarını bildiğimi söyleyemem.

“Şeytanın tarafı”nı belli bir mezhebin, siyasi topluluğun veya etnik grubun otomatik adı olarak görmek de ayetlerin izin verdiği kesin bir sonuç değildir. Başkasının iç dünyasına ilişkin bilgi sınırı, 17:36 ve 49:12 ile birlikte korunmalıdır. Farklı açıklamaları bu sınırlar içinde bırakıyor, asıl muhasebeyi ayetlerin kendi ilişkisine dayandırıyorum.

Sonuç

Bu yazıya “Şeytanın tarafı neresi?” sorusuyla başladım. 58:19 bana önce bir adres değil, korkunç bir yön kaybı gösterdi: TANRI’nın mesajını göz ardı etmek ve Şeytanın tarafında bulunmak. 58:22 aynı soruya başka bir pencereden baktı: TANRI’ya bağlılık, iman, sadakat ve O’nun hoşnutluğu. Buradaki karşıtlık, kendi topluluğumu yüceltip başkalarını aşağılamak için kullanılacak bir sınıflandırmadan çok daha derin.

Şeytanın taraftarları kimlerdir? Ayetlerin söyledikleriyle sınırlı kalırsam, onun çağrısını izleyen, onu sahip veya efendi edinen, mesajı göz ardı eden, aldatıcı vaatlerine kanan ve yanlışta ısrar eden insanlara ilişkin ciddi uyarılar görüyorum (58:19, 16:100, 34:20, 43:36-37). Bununla birlikte, 14:22 Şeytanın sonunda takipçilerini kurtaramayacağını ve onların kendi seçimlerini de sorgulamak zorunda kalacağını bildiriyor. Bu yüzden hiçbir insan “Ben sadece peşinden gittim” diyerek bütün sorumluluğu bırakamaz.

Ama tefekkürün öbür tarafı da var. Ben birini Şeytanın taraftarı ilan ederken yalan söyleyebilir, hakkında bilmediğim bir hüküm verebilir, ona zulmedebilirim. O zaman savunduğum söz ile uyguladığım yöntem birbirine karşı durur. 17:36, 49:6, 49:12 ve 5:8 bana bu sınırı unutmamam gerektiğini hatırlatıyor. Hakikati savunmak, hakikate aykırı bir yöntemle yapılamaz.

Öyleyse hangi tarafta olmak istediğimi yalnız dilimle söylemeyeceğim. Kimleri efendi edindiğime, haksızlık karşısında nasıl konuştuğuma, bana sunulan vaatlere neden inandığıma, TANRI’nın mesajını ne zaman hatırladığıma bakacağım. Yanıldığımda dönüş yolunu arayacağım. Bir insana hüküm vermeden önce kendi tanıklığımı sınayacağım.

Şeytanın tarafı bir harita üzerinde aranacak yer olmayabilir; fakat insanın hayatında hangi çağrının izinden gittiği, görmezden gelinemeyecek kadar gerçek bir sorudur. Ben bu sorunun cevabını başkalarının adlarında değil, önce kendi kararlarımda aramak istiyorum. Ve hatırlamak istiyorum: Son söz ne benimdir ne de insanların peşinden gittiği herhangi bir liderin. Son söz TANRI’nındır.

Ayet referansları: 58:19, 58:22, 35:6, 14:22, 34:20-21, 16:99-100, 36:60-61, 17:36, 49:6, 49:12, 5:8.

Not

2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.

En doğrusunu TANRI bilir.

Kaynak: kuranteyit.com

#Kuran#58:19#58:22#Şeytan#Şeytanın Taraftarları#TANRI'nın Tarafı#Hatırlama#Tevhid#Adalet#Özgür Seçim#Teslimiyet

Keşfet

Bu makalenin kopyalanmasına izin verilmemektedir. İçerik kullanımı için Berk KÖKSAL ile iletişime geçebilirsiniz.